Benim Feminizmim

Bitmeyen Beklentiler

Bitmeyen beklentiler mi dediniz? Evet çok iyi biliriz, mekanlarda mesela sokakta, evde, okulda, sanatta ya da edebiyatda, sinemada, sporda… Ve işte yine, beklentileri başlara çalan o muhteşem kadınların hikayelerine kulak veriyoruz.

Melisa

Ben hep feminist bir insanmışım da haberim yokmuş! Hem bebekler hem de arabalarla oynardım, bazen çiçekli böcekli bazen de süper kahramanlı kıyafetler giyerdim. Kız-oğlan ayırmadan bütün arkadaşlarımla oynardım ama maalesef bu “yanlış”mış. Bir gün ilkokulda okulun bahçesinde arkadaşlarımla oyun oynuyorduk, birbirimizin sırtına atlıyorduk –nedense eğlenceli gelmişti, çocuktuk işte- eve gittiğimde büyük azar işitmiştim. Öğretmenler ailelerimizi aramış, kız çocuğu olarak oğlan çocuklarıyla oyun oynamışım hem de birbirimizin sırtına biniyormuşuz, ne kadar ayıp! Çok utanmıştım ama yine de yanlış bir şey yaptığımı düşünmüyordum. Ne de olsa bana “biz sana güveniyoruz, kız gibi değil erkek gibi görüyoruz seni” diyorlardı. Neden kız gibi görünmemeliydim? Erkek olmak daha mı iyiydi? Hayır değildi! Öyle olduğuna inandırılmaya çalışıyoruz sadece.

Lisede de herkesten farklıydım, hem erkeklerin hem de genç kadınların bütün davranışları bana yanlış geliyordu, bu yüzden burnu havada, çok bilmiş, kimseyle iletişim kurmayan biri olarak tanınıyordum. Sorun kimdeydi? Ben de mi? Onlarda mı? Anlayamamıştım.

Ta ki bir gün birisi çıkıp “ben feministim” diyene kadar. “Aaa ne güzel. Ben de feministim” dedim. Halbuki feminizmin tam olarak ne olduğunu bile bilmiyordum. Sonra hep uzaktan uzağa takip ettim, gizliden gizliye okudum-araştırdım. Anladım ki sorun bende değil, sorun onlardaydı (eril zihniyette). Artık “burnu havada, çok bilmiş biri” değil, feminist bir kadınım.

“Ne de olsa bana “biz sana güveniyoruz, kız gibi değil erkek gibi görüyoruz seni” diyorlardı. Neden kız gibi görünmemeliydim? Erkek olmak daha mı iyiydi? Hayır değildi! Öyle olduğuna inandırılmaya çalışıyoruz sadece.”

Ayşenur

Köyde yaşayan biri erkek beş çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuyum. Beş çocuk arasında “en çok laf dinleyen, hiçbir koşulda itiraz etmeyen, ne söylense yerine getiren, seçici olmayan ve eline verileni, önüne koyulanı kabul eden” çocuk bendim. Bu yönlerimle biraz büyük ablama benzerdim. Nasıl olsa itiraz etmeyeceği için her talebi reddedilendim.

Size reddedilen taleplerimin beni nasıl adım adım feminizme götürdüğünden bahsetmek istiyorum. Çamurdan pastalar yapmaya bayılırdım. Evimizin önündeki ot-topraktan yemekler yaparken saatin farkında olmazdım. Eve girmeyi reddederdim. Buna tahammül edemeyen abimin bütün kullandığım oyuncaklarımı atmasından sonra üzüntümden bir daha asla toprakla oynamadım. Günlerimi mahalledeki arkadaşlarımla oyun oynayarak geçirmeye başladım. Buna da müdahale gecikmedi haliyle. Ailelerimiz, suç işliyormuşuz gibi hepimizi cezalandırıyordu; hem de abilerimiz yan sokakta atletleriyle futbol oynarken.

Abime her şey öğretilirdi. Denize gittiğimizde biz kıyıda köşede eğlenmeye çalışırken abim babamın omuzlarında denizin derinliklerine doğru gidiyordu. Arabayı kaçırarak alıp eve döndüğünde yine de anlayışla karşılanıyordu. Eve misafir geldiğinde biz dört kız kardeş annemle birlikte bütün hazırlıklarla uğraşmamıza rağmen günün sonunda yer sofrasında yemek yerken, abim babamlarla birlikte alkol masasına kurulmuş olurdu. Bunlar çoğu zaman abimden nefret ettirmişti. Aramızdaki mesafe gittikçe açılıyordu. Ortaokula kadar köyde okumamız sebebiyle şehir merkezine her zaman bir merakımız vardı.

Şehir merkezinde lise okumaya gittiğimde ise biriken merakımdan dersten kaçıp kaçıp bütün şehri yürüdüğüm zamanlar olurdu. Hafta sonları arkadaşlarım hep buluşur beni de davet ederlerdi, ama ben gidemezdim. Fakat ortanca ablam okul gezisiyle İstanbul’a gitmek istediğini aileme söyledi. İnanamadığım şekilde bu talep anında onaylandı. Anlayamadığım şey, o bir erkek değildi ama abim kadar imtiyazlı olmaya başlamıştı. Sonrasında ablamın üzerine takındığı erkekliği fark ettim. Sınıfındaki erkekleri örnek alıyor onlar gibi davranarak aynı ortamda var olabiliyordu. Bunu yalnızca kendisi değil benim sınıfımdaki çoğu kadın da yapıyordu.

Bir an kendimi onlar gibi davranırken buldum. Sınıfın erkeklerine yaranmak için küfür etmeye çalışan okul çıkışında kavga çıkaran kişilere dönüştük. Diğer kadınları ötekileştirip kendimize alan açmaya çalışıyorduk. Bir sorun olduğunun farkındaydım ve kendime böyle bir çözüm yaratmıştım. Kendim olmayan birine dönüştüğümü fark ettiğimde ağır bir travma yaşadım. Bir yıl boyunca kimseyle arkadaşlık kuramadığımı hatırlıyorum.

Tam da o süreçte aile yaşantımdan da kaynaklı kadına yönelik şiddete ve cinayetlere karşı daha duyarlı olmaya başladım.  Duruma dair sürekli öfkemi dillendiriyor şehir merkezinde okuduğum için de kendimi şiddete karşı eylemlerde buluyordum. Böylelikle feminist düşünceyle tanıştım. Tabi her ne kadar o dönemde kendimi feminist olarak tanımlasam da işin sadece şiddet ve cinayet boyutundaydım. Daha ötesiyle yüzleşemiyordum. Fakat zaman içinde yaşadığım örnekler beni bu bilince getirdi. Size az önce anlattığım hikayemi feminizmle tanıştığım zaman tanımlayabildim. Öncesinde sadece alt tarafı ailemin abim ve ablamı benden daha çok sevdiğini düşünerek içimdeki sorulara cevap üretiyordum. Şimdi ise başka bir dünyanın içinde başka biri gibi hissediyorum. Feminizm sadece kadın-erkek eşitsizliği değil bir çok eşitsizliğin var olduğunu ve bunlarla mücadele etmek gerektiğini gösterdi bana. Artık eski İpek değilim. Ailem memnuniyetsizlikle çok değiştiğimi söylüyor ve çok haklılar!

“Tam da o süreçte aile yaşantımdan da kaynaklı kadına yönelik şiddete ve cinayetlere karşı daha duyarlı olmaya başladım. Duruma dair sürekli öfkemi dillendiriyor şehir merkezinde okuduğum için de kendimi şiddete karşı eylemlerde buluyordum.

Meriç

Anne/babalar çocuklarının mutlu bir hayat yaşamasını isterler. Onların mutluluğu, evlatlarının mutluluğundadır. Bu mutluluk vaadi için bedeller ödemeye hazırdırlar. Fedakarlıklar yapılmış, acılar çekilmiştir. Anne babanızın sizin için feda ettiği mutluluklarını onlara geri vermeniz gerekir. Eğer geri vermezseniz ciddi sorunlar çıkabilir. Bir dönem boyunca özel hayatımda yaptığım tercihlerden dolayı sıkılıkla evlatlıktan reddediliyor, hatta eve girmekten men ediliyordum. İyi okullarda okutup sevgiyle ve özenle büyüttükleri biricik kızları sağlam bir mutsuzluk sebebi oluvermişti. Kesinlikle beyni yıkanmıştı! Bu dönemde en çok duyduğum şeylerden biri, benim için endişeleniliyor ve mutluluğumun isteniyor olduğuydu.

Bir çocuk herkesin gittiği yöne değil de ters yöne gittiğinde onun için endişe duyulmasının sebebi yine aynı mutluluk meselesidir. Ufak yön değiştirmeler krizler doğurabilir. Örneğin lezbiyen bir kız çocuğu veya hamilelik istemeyen bir kadın ailesi için endişe doğurur. Ters yöne gitmek mutsuz bir gelecek demektir. Mutluluk, ulaşılmak istenen bir son, nihai hedef olarak anlaşıldığında ona giden bir yolun varlığını gerektirir. Bu yol düz, dümdüzdür.

Evlilik, hayatımızın en mutlu günü olarak görülebilir. Bir kadının anne olduğu an, o anın en mutlu olması gerekir. Mutluluk baskısı az veya çok, neticede hissedilir, “bu yöne git, mutlu ol”.

Bu ve başka pek çok noktada mutluluk bir duygudan çok bir yargıya dönüşür. O kişi mutludur veya bu kişi mutsuzdur. Yazık, o çok üzgün, çok üzücü.

Mutluluk, mutsuzluğun sonuçlarından kaçmak için hedeflememiz gereken şeydir. Eğer ters yöne giderseniz, ailenizi ve sizinle aynı yöne gitmeyen bütün o kalabalığı rahatsız edebilirsiniz. Ters yöne giden bir kadın, ailesine mutluluk borcunu ödemediği için suçluluk hissedebilir ve bu yüzden mutsuz olur. Bu durumda anne/baba şöyle diyebilir: “Bak, sana mutsuz olacağını söylemiştim.” Beklentileri karşılamadın, hayal kırıklığısın.

Mutluluk beklentisi, sıradan bir mutsuzluğu katlanılmaz kılabilir. Örneğin, anne olmaktan mutlu olmayan bir kadın, bu durumu kendine dair bir başarısızlık olarak algılayabilir. Mutlu olmayı becerememekten doğan mutsuzluk sizi daha da mutsuz kılabilir. Mutsuzluğu kendi başına bir oluş ve günlük hayattaki sıradan bir şey olarak algılamamız gerekir. Feminizm bütün bu mutluluk beklentisinin reddinde bir çözüm olabilir. “Feminist bilinç açıkça veya sadece imkan kısıtlaması alanı olarak toplumsal cinsiyet bilincinden ziyade, kibarlık, mutluluk ve sevgi dilleriyle gizlenen şiddet ve iktidara dair bir bilinç olarak düşünülebilir” (Ahmed, 92). Mutluluk getirmesi gereken bir ilişkide mutlu olmadığınızı fark etmek ve kabullenmek emek gerektirir. Mutluluğun albenisi mutsuzluğa göre elbette yüksektir. Nihai bir mutluluktan medet umduğumuz zaman, bireyler arasındaki iktidar ilişkileri ve şiddet mutluluğun arkasına kolaylıkla gizlenebilir.  

“İyi okullarda okutup sevgiyle ve özenle büyüttükleri biricik kızları sağlam bir mutsuzluk sebebi oluvermişti. Kesinlikle beyni yıkanmıştı! Bu dönemde en çok duyduğum şeylerden biri, benim için endişeleniliyor ve mutluluğumun isteniyor olduğuydu.”