Benim Feminizmim

“Yeşerip Filizlendim”

Hikayelerimiz değil mi bizi yan yana getiren? Her birimiz, kendi hikayemizin bir yerinde, öbürünün hikayesine dokunuyoruz. Böylece büyüyor, güçleniyoruz. Bu yüzden, her sayıda hikayeler paylaşıyoruz. Kendi hikayelerimizi…

Buse

Bizim en büyük ve en kutsal görevimiz neden “dayımın, eniştemin ya da ağabeyimin çayını dikkatle takip etmek” dediğim gün ve çayı önce kadınlara dağıttığım gün feminist oldum.

İstediğim gibi yaşamanın zaten feminist bir direniş örneği olduğunu fark ettiğim gün feminist oldum.

Karşı cins için çok doğal olan şeylerin kadınların en zor savaşları olduğunu fark ettiğim gün feminist oldum. Diklenmeden dik durmayı öğrendiğim gün feminist oldum.

Ahlakın kadın ve erkekten bağımsız insani bir erdem olduğunu fark ettiğim gün feminist oldum.

Göğüslerimizin ya da vajinamızın ahlakın bir izdüşümü değil sadece vücudumuzun bir parçası olduğunu düşündüğüm gün feminist oldum.

Ben çok kez “feminist” oldum ve ne zaman feminist bilince sahip oldum, kız kardeşlik kavramının içinde oldum o zaman daha güzel oldum, ben o zaman ben oldum.

Bizim en büyük ve en kutsal görevimiz neden “dayımın, eniştemin ya da ağabeyimin çayını dikkatle takip etmek” dediğim gün ve çayı önce kadınlara dağıttığım gün feminist oldum.

Rozana

Bazen, feminist olduğuma ne zaman karar verdim diye soruyorum kendime. Ancak belirli bir dönem gelmiyor aklıma. Uzun zamandır böyle olduğumu hatırlıyorum sadece.

İlkokuldan başlayarak her zaman kız çocukları olarak bir baskı hissediyorduk. Dış görünüşümüz, davranışlarımız, uyumumuz, saçlarımız, ses tonumuz… Erkeklerden farklı olarak bizim daima uymamız gereken bazı kurallar vardı. Daha akıllı uslu olmalı, oturmayı kalkmayı bilmeliydik. Büyüdükçe tüm bu baskılar sadece şekil değiştirdi. Genç bir kadın olduğumuzda da nasıl davranacağımıza, hangi saatte nerede olmamız gerektiğine her zaman karışılıyordu.

İlk yetişkinliğe adım attığım dönemlerde tüm baskılara; medyanın, iktidarın ve toplumun kadınları her zaman yönlendiriyor ve sindiriyor oluşuna bir tepki oluşturmaya başladığımı fark ettim.  Arkadaşlarım tarafından “her şeye muhalefet olmak” olarak yorumlanıyordu bu ama aslında olması gereken buydu. Eşitliğin, kadın iradesinin savunulmasının bazı insanları neden rahatsız ettiğini anlamıyordum ve tepki aldıkça savunduğum şeye daha çok yöneldim, daha çok araştırdım. Rahatlarını bozacağımız içindi bu tepkileri.

Daha sonra üniversiteye geçtiğimde kendim gibi çok kadın olduğunu, kendimin “anormal” olmadığını anladım. Normalimiz buydu bizim, bir yerlerde kadın mücadelesini yürüten ve büyüten birçok kadın vardı ve onlarla birlikte dayanışmanın mutluluğunu yaşamak tarifsizdi gerçekten.

Kadınlar olarak birbirimizi dinleyip anladıkça ve dayanıştıkça, feminizm hakkında daha çok okumak, bilgilenmek, feminizmin içinde daha çok bulunmak için güç buldum kendimde. Bizler, bir şeylerle sorunu olan ve bu şeyleri değiştirmek isteyen kadınlarız.

Ailemizde, sokakta, okullarda, üniversitede, iş yaşamında haklarımız gasp ediliyor, tacize uğruyoruz.

Kadınlar olarak bize nasıl hitap edileceğini bile erkekler belirliyor, evde çalışan kadınların emeği görmezden geliniyor. Sadece kadınları ilgilendiren konular hakkında ahkam kesilebiliyor ve aslında kadınlığın sınırları çiziliyor. Bu kadar çok “erkeklik” içinde kadın kimliğimizle yaşamaya çalışıyoruz ama ne mutlu ki güç alabileceğimiz, birlikte mücadele edebileceğimiz birçok kadın var.

Kendi adıma bu mücadelede yer almaktan çok mutluyum. Kadınlar olarak her gün yaşadığımız onca kötü şeye rağmen, bizi kendi içimizde bölmek isteyenlere rağmen yine de dik durmak ve hep beraber mücadele etmek için bir araya geliyoruz.

“Bu kadar çok “erkeklik” içinde kadın kimliğimizle yaşamaya çalışıyoruz ama ne mutlu ki güç alabileceğimiz, birlikte mücadele edebileceğimiz birçok kadın var.”

Dilan

Benim feminist oluşum, daha doğrusu feminist olduğumu anladığım yıllar 11. sınıfın sonlarına denk geliyor. Bir şeyleri kulaktan dolma değil de okuyarak öğrenmeye başladığımız yaşlarımız. O zamana kadar aile içinde ve toplumda sergilenen davranışlar, yapılan baskıların bize normal olarak empoze edilmesini sağladı.  Aslında bu yapılan ve söylenenlerin normal olmadığını yaşım ilerledikçe, okudukça öğrendim.

Bize hep feminizmin “erkek düşmanlığı” olduğu söylendi. Ya da feminist olmak bir hakaretmiş gibi algılandı, oysa böyle değildi. Böyle olduğunu düşünen insanlar kendi fikri olmayan, kulaktan dolma bilgileri dillendiren kişilerdi.

“Yapamasın, edemezsin, sen kızsın, gece dışarı çıkamazsın, eksik eteksin” bunlar dışarıdan şiddet gibi görünmüyor ama psikolojik şiddetin ta kendisi. İşte bunlara başkaldırım lise yıllarımda oldu. Çünkü ben eksik ya da yarım olduğumu düşünmüyordum.

Ben genç bir kadınım ve en az bir erkek kadar hakkım var gece dışarıya çıkmaya. Böyle düşünmeye ve bunları dile getirmeye başladığımda kendimi daha güçlü, fikri olan, mücadeleci biri olarak hissettim. Böylelikle feminist olduğumu anladım. Başlarda feminist olduğumu söylemek çok kolay olmadı ama artık çok daha güçlü bir şekilde mücadelemin adının feminizm olduğunu söylüyorum.!

“Ben genç bir kadınım ve en az bir erkek kadar hakkım var gece dışarıya çıkmaya. Böyle düşünmeye ve bunları dile getirmeye başladığımda kendimi daha güçlü, fikri olan, mücadeleci biri olarak hissettim. Böylelikle feminist olduğumu anladım.”

Felek

Sanıyorum ilkokul yıllarımdı ve küçük olmama rağmen bir şeylerin yanlış olduğunun bilincindeydim. Oturma düzenimizi bile sorgulardım: “Neden kız ve erkek öğrenciler yan yana oturmuyordu?”

Feminist mücadeleye içkin olan “boyun eğmemeyi ve sorgulamayı” ilkokul yıllarımdan itibaren farkında olmasam da kavrayabilmiştim. Arkadaşıma küfür eden bir erkek arkadaşı müdürün odasına götürdüm, olayı anlattım. Ders arasında müdür gelerek o arkadaşı aldı ve okul çıkışı, küfür eden arkadaşın iki hafta uzaklaştırma cezası aldığını öğrendim. Küçük bir olayın bütün bir geleceğime yön verebileceğini düşünmeye başlamıştım. Sonra kendimi karşılaştığım tüm eşitsizliklere tepki verirken buldum.

Tabi buna en büyük etken, beni bu bilinçle yetiştiren ailem. Kimimiz şanslı doğar hayatta. Benim en büyük şansım; kız çocuklarının sevilmeyip, hor görülüğü, yok sayıldığı bir toplumda kadın mücadelesini destekleyen bir babam olmasıydı. Bana hep destek veren, “Ben yapamam” desem bile “Hayır, sen yaparsın” diyen; kimsenin benim hayatıma karışma hakkının olmadığını bilen bir baba. “Kız çocuğu dediğin evlenir ve yerini yurdunu bilmesi gerekir” diyen gerici bir çevrede bile “Kızım okuyup hayatına kendisi yön verecek, bunun için hayatımın sonuna kadar çalışmam gerekse bile çalışırım” diyen bir baba. Söylenince kulağa çok hoş gelen ama aslında olması gerekenin bu olduğunu bildiğimiz bir durum.

Hayatıma yön vermemi sağlayan bu baba, bilerek veya bilmeyerek gerçek feministliğin kadın erkek eşitliği olduğunu bilen bir feminist yarattı. Ataerkil topluma bir bayrak çekişti bu.

Bilinçli bir aile, topluma bilinçli bireyler kazandırabilir. Bunun en somut örneğini de hep kendim olarak verdim. Bize sürekli cinsiyetimizin hatırlatıldığı ve bu doğrultuda hareket etmemiz gerektiğini söyleyen, öğretmeye çalışan, kadın olduğumuz için bizi aşağılayanlara, küçümseyenlere “ama sen kızsın” diyip yetenek ve kabiliyetlerimizi kısıtlayanlara karşı çıkış hep vardı. Hala da var. Ben de bunlardanım. Kısıtlandığım yerlerden doğup, yeşerip, filizlendim ve “yapamazsın, olamazsın” ile başlayan cümleler benim için anlamsızlaştı.

“Feminist mücadeleye içkin olan ‘boyun eğmemeyi ve sorgulamayı’ ilkokul yıllarımdan itibaren farkında olmasam da kavrayabilmiştim.

Derleyen: Dilan İpek