Hemhal

“Amfilerden Sokağa Kadınlar İsyanda”

FeminAmfi’den Cansu ve Ayşegül ile üniversitelerin genel durumunu hemhal eyledik, kız kardeşliğimizi ve yol arkadaşlığımızı pekiştirdik… Her sayıda yeni bir kadın örgütüyle gerçekleştirdiğimiz röportajlarla dolan bu sayfamız için bu sayı da, 2015 yılında üniversiteli kadınlar tarafından kurulan FeminAmfi kadın örgütüyle bir aradaydık.

Feminerva: Türkiye uzun zamandır kaotik bir atmosferin hâkim olduğu ve çeşitli krizlerle sarsılan bir süreçten geçiyor. İçinden geçtiğimiz zorlu koşullarda üniversitelerde cinsiyetçi eğitime, erkek egemenliğine, kadına yönelik sorunlara karşı mücadele sürerken, kampüs dışı alanlarda da bir kadın mücadelesinin büyüdüğünü görüyoruz. Peki FeminAmfi kendisini nasıl ve neden var etti? Kadın mücadelesi içinde odaklandığı sorunlar nelerdir?

Cansu: FeminAmfi, DirenÜniversite‘li kadınlar tarafından 2015 yılında kuruldu. “Amfilerden sokağa kadınlar isyanda” sloganıyla yola çıktık. FeminAmfi, kadınlar olarak üniversitelerde ve hayatın tüm alanlarında, sokakta, yolda, otobüste, evlerde,  işyerlerinde maruz bırakıldığımız eşitsizliğe, baskıya, şiddete, tacize karşı mücadele eden üniversiteli kadın örgütüdür.

Üniversiteler içindeki öznel sorunların ortaya çıkarılması ve gündemleştirilmesi bizim için önemli bir yerde durmakta. Elimizden geldiğince farklı yöntemlerle kadınlarla bir araya gelmeye çalışıyoruz. Ne kadar engellemeye de çalışsalar, baskı altına almaya da çalışsalar üniversiteli kadınlarla buluşmamızın önüne geçemiyorlar, geçemeyecekler.

Dönem başlarında kadınlara çağrısını yaptığımız tanışma etkinlikleri gerçekleştiriyoruz, birçok konuda bilinç yükseltme toplantıları yapıyoruz. Biliyoruz ki kadınlarla bir araya gelip sohbet ettiğimizde, sorunlarımızı gün yüzüne çıkardığımızda, deneyimlerimizi paylaştığımızda birbirimizden güç alırız. Kitap tartışmaları, söyleşiler ve film gösterimlerimiz oluyor. Kadınların gündemlerine dair yazılar yazdığımız, sözler ürettiğimiz FeminAmfi isminde bir fanzin çıkartıyoruz.

Üniversitelerdeki akademisyen, erkek öğrenci, güvenlik tacizleri, yurt giriş-çıkış saatlerindeki eşitsizlik, bölüm ve meslek seçimlerindeki eşitsizlik, cinsiyetçi eğitim müfredatı gibi sorunları gündemleştiren bir noktada duruyor FeminAmfi.

Ayrıca üniversiteden mezun olan FeminAmfi’lilerin çoğu KırkYama Kadın Dayanışması’nda çalışma yürütmeye devam ediyor.

FeminAmfi özetle bulunduğu alanı değiştirici, dönüştürücü ve özgürleştirici bir rol üstleniyor ve bunun için mücadele ediyor.

Feminamfi Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma nasıl bakıyor? İktidarı, muhalefeti, diğer kadın örgütlerini nasıl gözlemliyor?

Ayşegül: Genel olarak özetleyecek olursak, tek adam diktatörlüğü içerisinde yeşeren ve varlığını devam ettiren bir baskı sürecinin içenden geçiyoruz. Bu süreç içerisinde gerçekten biz kadınlar açısında özel olarak baskılandığımız bir dönemi yaşadık. Kimsenin sokağı kullanamadığı süreçte biz kadınlar olarak sokaklarda taleplerimizi dile getirmeye devam ettik. Tek adam rejimine karşı sokağa çıkanlar öncelikle kadınlar oldular.

Aynı zamanda seçimler sonrasında da tek adam diktatörlüğünün sürdürülemeyeceği açığa çıktı. Baharın gelişi ve bizim bu baharı örgütlememiz çok önemliydi. Baharın yarattığı olumlu atmosferi 1 Mayıs alanlarında da gördük. 1 Mayıs’a katılan kitlenin büyük bir çoğunluğu kadınlardan oluşuyordu. Bir yenilik ve tazelenme süreci yaşıyoruz. Umudun tekrardan yeşerdiği bu süreç kadınları daha güçlü kılıyor.

Kadın örgütlerini değerlendirecek olursak, daha çok bir araya gelmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Yalnızca pratik işler ve eylemselliklerde yan yana geliyoruz. Sürecin kendisini iyi örebilmek için eylemselliklerde olduğu kadar başka alanlarda da yan yana gelişleri arttırmamız gerekiyor.  

Cansu: Meşrulaştırılmaya çalışılan cinsiyetçilik hayatımızın her alanında karşımıza çıkıyor. Erkek egemen politikalar derinleşiyor, taciz, çocuk istismarı, kadın cinayetleri ise her geçen gün artıyor. Bu ataerkil baskıların yanı sıra ekonomik krizle, kadınlar, LGBTİ+’lar, öğrenciler, işçiler olarak daha kötü şartlar altında yaşamaya itiliyoruz.

Cinsiyetçilik, taciz ve şiddet akademik yapıların içinde de varlığını sürdürüyor. Ceren Damar’ın bir öğrencisi tarafından üniversitedeki odasında öldürülmesi bizlere akademinin içindeki toplumsal cinsiyet rollerini ve şiddetin geldiği boyutu da sorgulatıyor.

Kadınlar ise erkek egemen zihniyete, baskılara, tek adama ve faşizme rağmen her zaman sokakta. Bir çağrı ile yüzlerce kadının bir araya gelebildiğini görüyoruz. Kadınlar arasındaki dayanışmanın ne derece mücadeleyi büyüttüğünü, cesaret ve güç verdiğini biliyoruz. Ne kadar baskılansak da yine de geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz.

FeminAmfi‘nin mücadele hattı ve örgütlenme tarzı nasıldır? Kadınlar ve kadın mücadelesi ile kurduğu ilişki nasıldır? Mesela kendinizi feminist olarak tanımlıyor musunuz?

Ayşegül: Biz FeminAmfi’yi kurma aşamamızda bir kadın örgütünün oluşması ihtiyacını duyduk. Başlattığımız tartışmalar sonucunda ise FeminAmfi ortaya çıktı. Bu tartışmaları yapan kadınların büyük çoğunluğu sosyalist-feminist kadınlardı ama FeminAmfi’yi feminist bir kadın örgütü olarak tanımlamadık. Çünkü daha kapsayıcı olmasını istedik.

FeminAmfi’yi feminist bir örgüt olarak değil kadın mücadelesi yürüten ve yükselten bir örgüt olarak tanımladık. İçerisinde sosyalist feministlerin olduğu bir yapıdır ama ilerleyen süreç ne gerektirir bilinmez, her süreç yeni bir tartışmayı beraberinde getiriyor çünkü.

Erdoğan’ın yapmayı hedeflediği kadın üniversiteleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cansu: Yaşam ve eğitim hakkımıza saldırıyla karşı karşıyayız. Kadınları kamusal alandan soyutlama, izole etme politikalarının adımlarından biri olan kadın üniversiteleri, cinsiyetçiliği ve eşitsizliği yeniden üretecektir. Üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmemiz, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve eşitsizlikle mücadele etmemiz gerekirken kadınların kamusal alanın dışına itileceği ve eşitsizliği derinleştirecek olan kadın üniversitelerini konuşuyoruz.

Akademideki tacizleri, eşitsizlikleri ve nasıl mücadele edeceğimizi konuşalım. Üniversitelerde toplumsal cinsiyet çalışmaları yürüten hocalarımızın ihracını konuşalım. Cinsiyetçiliğe ve homofobiye karşı politikaları kampüslerde hayata geçirelim. Örnek aldıkları Japonya’nın kadınlara yönelik ayrımcılık konusunda dünya sıralamasına baktığımızda pek örnek alınacak bir tarafı olmadığını görüyoruz. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramını programından çıkaran bir YÖK var karşımızda. Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramına bile toplumsal değerlerimize uygun değil diyenlerin kadın üniversiteleriyle neyi hedefledikleri çok açık değil mi? Fikrimiz sorulmadan alınan bu kararın karşısında duracağız. 

Kadın mücadelesine ve kazanımlarımıza yönelik gerçekleşen saldırıların karşısında duracağız. Pembe otobüslere, pembe vagonlara nasıl ses çıkardıysak yine ses çıkaracağız. Bizleri toplumdan soyutlama çabalarına karşı, görünmez kılmaya çalıştıkları her yerde olmaya devam edeceğiz

Röportajımızı sonlandırırken son olarak kadınlara çağrınız, sözünüz nedir?

Hayatımız, bedenimiz, kimliğimiz denetlenmeye ve baskılanmaya çalışılıyor. Bize sorulmadan hayatlarımızı ilgilendiren birçok yasa meclisten geçirilmeye çalışılıyor. Attığımız kahkahadan tutalım da giydiğimiz kıyafete, makyajımıza, duruşumuza, kiminle evlenip kaç çocuk yapacağımıza, doğurup doğurmayacağımıza kadar her şeyimize müdahale ediliyor. Tüm bunların karşısında ancak birlikte mücadele edersek özgürleştirebiliriz kampüslerimizi ve bulunduğumuz her alanı. Birlikte güçlüyüz! Dünyayı yerinden oynatabiliriz!