Heybe

Kaz Dağları’nın Üstü Altından Değerlidir!

Bizlerden önce selam duran ağaçlar bizden sonra da orada olacaklar, kök salacaklar, binlerce türe yuva olacaklar. Bizler küreselleşen dünyayı, çevre bilinciyle ele alarak, ticari amaçla yapılan her türlü katlediş öyküsüne dur diyecek bir gücü elimizde barındırmak zorundayız.

Yüz yıllardır süregelen bir zulüm artık görmezden gelemeyeceğimiz bir noktaya taşındı. On binlerce ağacın katledilmesi, kuşların sessizleşmesi, ağaçların yerini kara toprağın alması…

Yeni değil, dediğimiz gibi binlerce yıldır süregelen bir katletme politikası bu. Nefeslerimizin kesildiğini anlamak, onlarca hayvan türünün yuvasını elinden aldığımızı bilmek, geleceğimizi rant uğruna satmak, sevgisizlikle harmanlanmış bu dünyanın çivisini çıkarmak…. Canavarlaşmış kapitalizmin eline bıraktığımız doğanın intikamının acı olacağını unutarak bu zulmü yapanlara alkış tutmak…

Artık öyle olmayacak!

Doğa insan kutuplaşması, güçlü ve zayıf ikililiğini barındırırken, güçlü olan güçsüzü sömürüyor, baskıyla hükmediyorsa, işte burada doğa ve kadının yakınlaşmasının yadsınamaz bir gerçek olduğunu vurgulamak gerekiyor. Kapitalizmin doğayı tahakküm altına alışı, ataerkinin kadın bedenini ve emeğini tahakküm altına alışına oldukça benziyor. Hatta ondan besleniyor.

Bu noktada bizlere kapitalist ve ataerkil sistemin doğaya verdiği zarara eylemsel bir mücadeleyle baş kaldırmak düşüyor. Hatta eylemselliğin kitlesel bir hal almasını elzem kılıyor. Bu kurumsallaşmış zulmü artık ötelenemeyecek bir gerçek olarak kabul edip, her ağaca her canlıya teker teker sarılmak gerekiyor.

Bizlerden önce selam duran ağaçlar bizden sonra da orada olacaklar, kök salacaklar, binlerce türe yuva olacaklar. Bizler küreselleşen dünyayı, çevre bilinciyle ele alarak, ticari amaçla yapılan her türlü katlediş öyküsüne dur diyecek bir gücü elimizde barındırmak zorundayız.

Kaz Dağlarında neler oluyor?

Çanakkale Kirazlı köyü Balaban mevkiinde, Çanakkale halkının içme suyu havzasında, halkın, bilim insanlarının, yerel yönetimin itirazlarına ve devam eden dava sürecine rağmen maden çıkarılması için gereken ağaç kıyımı başlatıldı. 195 bin ağaç kesildi.

Çıkarılan maden siyanürle ayrıştırılacak. Çözündürme, çözelti ayrıştırma ve atık havuzu aşamalarının herhangi birinde meydana gelecek sızıntı bölgedeki toprağı ve sonrasında yeraltı sularını kirletecek. Kaz Dağları’nı geri dönüşü olmayan bir ekolojik yıkıma sürükleyecek. Toprak, su, hava zehirlenecek. Kaz Dağları’nda ve çevresinde sağlıklı ve güvenli yaşamak mümkün olmayacak. Munzur Dağlarının tamamı, maden sahası ilan edildi. Salda Gölü, milleti ümmete çevirme hevesine kapılanlar tarafından, Millet Bahçesi olması için ihaleye çıkıyor. Hasankeyf, 12 Bin yıllık kültürel miras ömrü en fazla 50 yıl olacak Ilısu Barajı için sular altında bırakılmak isteniyor. Kaz Dağları’nın doğası maden arama faaliyetleri yüzünden katlediliyor.

“Eyvah şiirler azalmış,

Günümüz perişan,

Yanıyor içimizdeki koskoca orman.”

Kaz dağlarının altı da üstü de bizim

26 Temmuz’da Çanakkale Belediyesi öncülüğünde maden şantiyesinin yakın bir alanına kamp kurularak “Su ve Vicdan” nöbetleri başlatıldı. Türkiye’nin birçok yerinden Kaz Dağları için dayanışma çağrıları çığ gibi büyüyor. Nöbet alanı, 2013’te Taksim’de başlayan Gezi Parkı Direnişi’ni andırıyor. İlk pankartlar eylemcilerin korumaya çalıştığı ağaçlara asılmış: “Ormanlar madencilerin değil, sincaplarındır”, “Her ağacı tek tek savunacağız”, “Altın’cı filo, Çanakkale’yi terk et…”

Açık alanın dört bir yanında çadırlar kurulu. Ortak alanda ise yemek yeme yerleri, banklar, gölgelikler var. “Sosyal Market”te köylülerin getirdiği domates, biber ve salatalıklar ikram ediliyor. Çay kazanı her saat kaynıyor.

Evet yüz yıllardır, kapitalist sanayileşme başladığından bu yana gerçekleşen doğa yıkımı, atmosfere sera gazları salınımı, toprakları, suları zehirleme süreci giderek hız kazanıyor. Fakat  artık o kadar kolay hareket edemiyorlar. Çünkü karşılarında doğayı ve yaşamı savunan on binlerce insan var.