Benim Feminizmim

Yola Davet

Bu sayımızda da kadınların kendi feminizm hikâyelerini başka kadınlarla buluşturmaya devam ediyoruz. Feminizm hikâyeleri, kadınların yolculuğunu, serüvenini anlatıyor. Bu öyle bir yolculuk ki, sanki doğduğumuz ilk andan, ilk haykırışımızdan itibaren yola revan olacağımız belliymiş. Her bir yolculuk, bu yolculuğun daha bitmediğini ve heybesine eklenecek daha birçok hikâye olduğunu sezdiriyor bizlere. Anlatıcıların sözlerinde öfke, inat, kararlılık ve yaşam mücadelesi var. Onların yolculuğu bizim hayatlarımıza da dokunuyor. Yalnızca dokunmakla kalmıyor, aynı zamanda bizleri yola çıkmaya da davet ediyor.

Berfin

Söylemek istediklerim, bize biçilmiş olan onca sınırın ötesinde… Ben, “Ne zaman feminist oldum?” gibi bir ayrım koyamıyorum hayatıma. Çünkü bence hepimiz doğal olanın dışına itildiğimiz için yaşam mücadelemizi farklı biçimlerde de olsa tam olarak buradan kuruyoruz. Kadın olarak, kadınca… Hiçbir şeyin ayırdında olamadığımız yaşlarımızı hatırlayalım. Hepimizin kendince, diğer kadınlarla ortaklaştığı ve “erkekliğin giremediği bir alanı” yok muydu? Bu alanları, yeri geldi annelerimizle, ablalarımızla yeri geldi lisede kutsal kızlar grubumuzla kurduk.

“Dayanışma dayanışmadır” mottosuyla bu kadar bilinçli olmasak da ortaklaştığımız sorunları konuştuk kendimizce. Yani kadınca çözümler ürettik. Ve inanın bir noktasından bedenimize, emeğimize, kimliklerimize değen bu sorunlar karşısında aldığımız kararların öznesi bizdik. Yani bence “erkeklik” bizim için kazdığı kuyuya böylece kendisi düşmüş oldu işte.

Bizi dışlayarak, ötekileştirerek ve sömürmeye çalışarak tam da dışında kalabilecekleri, organik gelişen bir dayanışma alanı kurmamızı sağladı. Bizi ittikçe birbirimizi bulmamızı, aşağıladıkça toparlanmamızı, baskıladıkça da bardaktan taşmamızı sağladı. İşte tam da bu yüzden bu güç hep içimizdeydi. Hep de içimizde olacak. Farkına varalım veya varmayalım. “Kadınız, güçlüyüz” derken bunu kastediyoruz. Şimdi ise sahip olduğumuz bu gücü yönlendirmeyi öğreniyoruz.

Öğrendikçe alanlarımızı genişletiyor, “dayanışma” sözcüğünün altına öznesi tüm renkleri ve tüm birliktelikleri kapsayan bir kadınlık çiziyoruz. İçi şişirilmiş erkekliğe gelince; tüm gerçeklikle bağlantısını keserek balon misali ucu bucağı olmayan ufuklara doğru yol almış durumda, yalnız ve korkuyor.

Öğrendikçe alanlarımızı genişletiyor, “dayanışma” sözcüğünün altına öznesi tüm renkleri ve tüm birliktelikleri kapsayan bir kadınlık çiziyoruz

Deniz

Feminizm kelimesinin anlamını bilmediğim zamanlarda bile ne zaman biri cinsiyetinden dolayı haksızlığa uğradıysa, o zaman feministtim.

Ne zaman bir şey yapmak istedim ve önüme engeller koydular, o zaman feministtim. Fakat ne zaman artık bir şeyleri değiştirmek istedim, o zaman feminist mücadeleyi öğrendim. Kadınların birbirlerinin kuyusunu kazdığı fikri, nedense sürekli bir kıskançlık hali içerisinde olmalarının gerektiği ve bunlardan dolayı da hiçbir zaman tam olarak bir dayanışma içerisinde olamayacakları düşüncelerinin bana öğretilmiş olduğunu fark ettim.

Peki, sadece bunlar mıydı bana öğretilenler, empoze edilenler? Doğduğum günden beri nelere nasıl yönlendirildiğimi düşündüm. Fikirlerimden, isteklerimden, zevklerimden kaçının gerçekten bana ait olduğunu düşündüm. Düşündükçe feminist oldum.

Kendimle ilgili verilen ve verilecek olan kararların tam olarak bana ait olmadığını fark ettim. Çünkü ‘ben’le ilgili çoğu şeye içimdeki ve çevremdeki ataerki cevap veriyordu. Ne zaman zihnimin içine yerleştirilmiş bu ataerkiden kurtulmaya karar verdim, o zaman feminist mücadelem başladı. Bu mücadelede kadınlarla dayanışma içinde olmak bana daha da güç verdi ve gün geçtikçe feminist olma halim, mücadeleciliğim bu güçle beraber artıyor. Hiçbir şey, bir kez zihnini özgürleştirmiş bir kadını, amaçlarını gerçekleştirmekden alı koyamaz.

Fikirlerimden, isteklerimden, zevklerimden kaçının gerçekten bana ait olduğunu düşündüm. Düşündükçe feminist oldum.

Mehlika

Kimliksiz yetiştirilen erkek çocuklarının kadınlar üzerinden erkek kimliği ile var olmalarına karşı çıktığım gün feminist oldum.

Zihnimizin bize oynadığı bir oyun olan ikinci cins olmayı reddettiğim gün feminist oldum.

Toplumun yüzyıllardır bize dayattığı erkekliğin, her geçen gün ötekileştirmenin bir tohumu olarak önümüze atıldığını anladığım gün feminist oldum.

Yiğidin erkek olduğunu, kadının narin olduğunu bize kabul ettirmeye çalıştıklarını anladığım gün feminist oldum.

Ben bir kadınım ve yemeği, temizliği, analığı yapmak zorunda değilim. Ya bunları yapacaksın ya da yine yapacaksın diye diretildiği gün feminist oldum.

Toplumsal dinamiğin en merkezi sayılan kadınların toplum dışına itilmeye çalışıldığını anladığım gün feminist oldum.

“Yiğidin erkek olduğunu, kadının narin olduğunu bize kabul ettirmeye çalıştıklarını anladığım gün feminist oldum.”

Suna

Merhaba kadın arkadaşlarım, kız kardeşlerim. Sizlere hayatımdan bir parça anlatacağım. 14-15 yaşlarında bir çocuktum ve spor yapmaya merak sarmıştım. Bulunduğum şehirde spor yapan bir kadın takımı, spor salonu, kısacası bir kadının spor yapabileceği hiçbir imkan yoktu. Bunun nedeni ise toplumun bize dayattığı cinsiyet rollerdi.

“Elinin hamuru ile erkek işlerine karışma” diyen erkek egemenliğin yığınlarıydı bunlar işte. Ben kimseyi dinlemedim, spor yaptım ve “yapamazsın” diyenlere de başarılarım, yeteneklerim ile cevap verdim. Şu an Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde Spor Bilimleri Fakültesi’nde okuyorum. Ayrıca profesyonel bir sporcuyum ve yaşadığım, büyüdüğüm şehirde de farklı branşlarda birçok yetenekli kadın spor yapıyor. Buradan anlıyorum ki yalnız değilim. Kadınlar var, kadınlar birlikte güçlü ve kadınlar da spor yapabilir, kadınlar başarabilir. Yapmak istediğiniz ne varsa yapın. Başardığınızı ve arkanızdan onlarca hatta yüzlerce kadının geldiğini göreceksiniz. Siz yeter ki isteyin. Erkek egemenliğine karşı başkaldırın. Biz kadınlar birlikte başaracağız. Kadınız; insanlığın yarısıyız. Biz de varız, bizde yapabiliriz.

“Yapmak istediğiniz ne varsa yapın. Başardığınızı ve arkanızdan onlarca hatta yüzlerce kadının geldiğini göreceksiniz. Siz yeter ki isteyin.”

Mercan

Hakaretlerin sadece kadın bedeni üzerinden edildiğini duydukça; toplu taşımada bile rahat bırakılmayan kadınları, pembe otobüse hapsetmeye ve toplumdan soyutlamaya çalışan zihniyetle karşılaştığımda; okuduğum üniversitede bir kadın hocam, “kadına şiddetin sadece algı aracı olarak kullanıldığı ve böyle bir durum olmadığını” söylediğinde (bu sözü söylerken bile bir yerlerde kadınlar şiddete maruz kalırken); sınıf arkadaşım kadınların işsizlik sebebi olduğunu, evde oturup çocuk bakması gerektiğini söylediğinde; sokakta kocası tarafından şiddete uğrayan kadının yardım çığlıkları duymazdan gelindiğinde ve aile problemi olarak ifade edildiğinde; tacizi meşru kılmak için giydiğimiz kıyafetin açıklığı, sürdüğümüz rujun rengi dayanak gösterildiğinde; kadını, kadına düşüren rekabetçi anlayışın varlığını fark ettiğimde; beni ben olmaktan saptıran zihniyetle karşılaştığımda ben feministim dedim.

“Hani o etiketlediğiniz, rivayetlerle süslediğiniz feministler var ya; “işte ben oyum, feministim”. Feministim diyerek ne erkekleşiyoruz ne de kendimizi kaybediyoruz.”