Cadı Kazanı

Akşam Yemeği Daveti: Kadınların Anıtı

Kültürel hegemonya altında sanat tarihi, tarafsız, bilimsel, nesnel pratiklere dayanmaz, o tümüyle bir ideolojik pratiktir. Tepeden tırnağa erkek hegemonyası altında inşa edilmiş bu dünya değişmelidir.

Sanatın değerlendirilmesinde başat etken nedir?

Yetenek mi?

Deha mı?

Belki hepsi, belki de hiçbiri… Ama bildiğimiz bir şey var ki, sanatın değerlendirilmesinde başrole sahip olan bu birkaç esas kurumsallaşmış erkek egemen bakış açısından başka bir şey değil. Bu bakış açısının nezdinde ortaya çıkanlar da, erkeklerin ürettikleri eserlerin, onların düşünce ve dünyalarının ölçütüdür. Bu sebepledir ki, erkek dünyasında kurgulanmış sanat ortamı ya kadınları dışlamış, dışarıda bırakmıştır ya da kadınlar zaten kendilerini ve eserlerini ürettikleri bu ortamın onlara hitap etmediğinin bilincine varmışlardır.

Bahsi geçen bu dünya kadınların yaşam pratiklerini yoksayar, kadın değerlerinin köklerine öylesine uzaktır ki bu koşullar altında varolmak mümkün değildir.

Kadının, sanatsal ve sosyal yapılarla ilişkisinin erkek sanatçınınkinden farklı olageldiği, kadınların pratiğini analiz ederken bu öznel konumunun koşullarına nasıl meydan okuduklarını keşfetmek gerekir.

Kültürel hegemonya altında sanat tarihi, tarafsız, bilimsel, nesnel pratiklere dayanmaz, o tümüyle bir ideolojik pratiktir. Tepeden tırnağa erkek hegemonyası altında inşa edilmiş bu dünya değişmelidir.

Feminist sanatçılar

1960’lardan sonra bir grup feminist sanatçı, sanat tarihçi, eleştirmen kadınların müzelerde ve sanat kurumları içerisinde yeterli oranda temsil edilmeyişine karşı mücadeleye giriştiler. İlk on yılında feminist sanatın biricik esin kaynağı öfke deği; feminist sanat, yeni bir cemaat duygusundan, yeni bir anlatıma yönelik bir sanat oluşturma girişimlerinden ve sanatın feminist bilinci geliştirebileceği, hatta yaratabileceği yönündeki iyimser inançtan esinlenir.

Feminist sanatçılar 70’lerin başında sanatın cinsiyetçi, erkek egemen yönünü teşhir eder ve buna karşı mücadele ederler. Nancy Spero ve Mary Stevens ataerkil baskıyı, Sylvia Sleigh, Joan Semmel ve Hannah Wilke kadın bedeninin manipülasyonu ve metalaşmasını eleştirir, olumlu bir beden algısı yaratmaya çalışır.

Miriam Schapiro, Joyce Kozloff ve Harmony Hammond sanat ve zanaat arasındaki hiyerarşiyi bozmaya çabalar.

Mary Beth Edelsen kadın arketiplerini incelerken, Judy Chicago’nun da içinde olduğu sanat tarihçiler kadınların tarihini yeniden ele alır.

Judy Chicago bizi şölene davet ediyor

Judy Chicago ataerkil toplumlarda kadın sanatçıların namevcut ve öteki haline getirildiklerini ve kadın sanatçının, kadınlığı hakkında daha yüksek sesle konuşması gerektiğini söylemiştir.

Tarih ve kültürde kadının gerçek konumunu keşfetmeyi ve kadına dair basmakalıp düşünceleri yok etmeyi hedefledi. Feminist sanatın en etkili örnekleri olan yapıtlar üretti. Ayrıca başında olduğu Feminist Sanat Programı’nda yürüttüğü dersler aracılığıyla da öğrencilerinin, erkek egemen ideolojinin görsel kodlarına karşı çıkarak kendilerini temsil etmesinin yollarını araştırmalarını sağladı.

Kadın tarihi açısından anıtsal bir özellik taşıyan Akşam Yemeği Daveti en önemli çalışmalarından birisidir. Kadınların tarih boyunca yok sayılan itibarını iade etme çabasını içeren bu enstalasyonda 999 kadının sembolik imzaları olan Miras Zemini adını verdiği seramik bir zemin üzerinde eşkenar üçgen bir yemek masası vardır. Eşkenar üçgenden oluşan bu masanın her bir kenarında 13 kadın için yer ayrılmıştır. Her bir kadın için yaldızlı bir kadeh, çatal, bıçak, porselen tabak ve nakışlarla bezenmiş bir yemek takımı bulunur.

Masanın ilk kanadı dünyanın oluşumundan Roma İmparatorluğuna kadar olan döneme aittir. İkinci kanatta Hıristiyanlığın başlangıcından Reformasyon dönemine, üçüncü kanat ise 17. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasına aittir.

İlk kanatta Primordiyal Tanrıçalar, Kibele, İştar, Kali, Yılan Tanrıça, Sophia, Amazonlar, Hatşepsut, Judith, Sappho, Aspasia, Boadicea ve Hypatia yer almaktadır.

İkinci kanatta Marcella, Saint Bridget, Theodora, Hrosvitha, Trotula Salerno, Aquitaine’lı Eleanor, Bingenli Hildegarde, Petronilla de Meath, Christine de Pizan, Isabella d’Este, I.Elizabeth, Artemisia Gentileschi, Anna Maria van Schurman, üçüncü kanatta ise Anne Hutchinson, Sacagawea, Caroline Herschel, Mary Wollstonecraft, Sojourner Truth, Susan B. Anthony, Elizabeth Blackwell, Emily Dickinson, Ethel Smyth, Margaret Sanger, Natalie Barney, Virginia Woolf, Georgia O’Keeffe yer almaktadır.

Haydi sofraya

Chicago’nun kullandığı tüm nesneler ve semboller kadınların yaşamlarına, deneyimlerine dair birçok unsuru barındırır. Semboller bakımından oldukça ince düşünülmüştür. Eşkenar üçgen biçiminde kurulan masa eşit dünya idealini sembolize etmektedir. Her kanatta 13 kadının yer alması ise cadılara atfedilmiştir, cadılar konseyi sayısını temsil eder.

Her kadın için özel olarak tasarlanan tabakların içindeki resim ve rölyefler tabağın atfedildiği kadın için tasarlanmış vulva ve kelebek motiflerinden oluşur. Tabakların altlarında yer alan örtüler ise her kadın için özel olarak işlenmiştir.

“Enstalasyonun birinci kanadındaki tarih öncesi anaerkil/matriarkal dönemi temsil eden tanrıçalara ayrılan yedi yerde, bu tanrıçaların (Primordiyal Tanrıça, Bereket Tanrıçası, İştar, Kali, Yılan Tanrıça, Sophia, Amazon) dikiş/iğne becerilerini kadınlara kazandırdığına ve kutsadığına inanıldığı için çeşitli motifler ve basit dokuma teknikleri bir arada sunuldu.”

İlk kısmın ayrıldığı Primordial Tanrıça’nın sofrası kadının varlığını temsil eder. Yaşamın kaynağı olan Toprak Ana’dır ve onun tabağı toprak rengindedir, resim bir mağara girişini andırır. Masa örtüsü, deriden yapılmıştır, üzerinde spiral mağara motifli parçalar Paleolitik dönem insanının doğal yaşam ortamını ifade eder.

Hypatia için ayrılan kısımda kullanılmış materyaller, motif ve masa örtüsünün dokuması yaşadığı önemin tarzı olan Kıpti tarzındadır. Onun tabağında yer alan resim uçmaya hazırlanan bir kelebeğin hareketini yansıtır. Örtüsünde ise doğumundan ölümüne kadarki dönemleri sembolize eder ağlayan dört kadın bulunur. Bu kadınlar Hypatia’nın yaşamında zorlu dönemleri ve vahşice öldürülmesinin sembolü olarak düşünülebilir.

Bir diğer misafir ise şair, yazar ve besteci olan Azize Bilgenli Hildegard. Onun sofrasında yer alan unsurlar Gotik dönem katedrallerinden esinlenilerek tasarlanmıştır. Tabağı vitray pencere tarzında boyanmıştır. Yoğunluklu olarak kullanılan altın yaldız ise Ortaçağ boyunca kutsallığın rengi sayılmıştır.

Masanın bir konuğu da Artemisia Gentileschi’dir. Masa düzenlemesinin ana fikri onun Judith Holofernes’in Kafasını Kesiyor adlı eseridir. Judith’in giydiğine benzer bir kumaşla çevrelenmiş olan tabak yer almaktadır. Bu kumaşın ismi Gentileschi ile özdeşleşmiştir ve onun adıyla anılmaktadır. Kumaşa işlenen baş harfler G ve J harfleri Judith ve Gentileschi’nin duygusal ve psikolojik ortaklıklarını ifade eder. Judith ülkesini işgal eden bir erkeği, Gentileschi ise kendisine tecavüz eden erkeği ölmüştür.

Masanın tek Afro- Amerikan davetlisi ise eski bir köle olan Sojourner Truth’tur. Truth çok güçlü bir kölelik karşıtı mücadele vermiştir. Diğer tabaklardan farklı olarak onun tabağında vulva ya da kelebek değil Afrika masklarını çağrıştıran üç kadın yüzü kullanılmıştır. Portrelerden biri ağlayarak diğer ise yumruğu sıkılı şekilde havaya kaldır olarak resmedilmiştir. Üç portrenin alt kısımları memelere dönüşerek sonlanmıştır. Bu imgenin sebebi ise Truth’un “Ben kadın değil miyim” başlıklı konuşmasını yaptığı sırada erkek seyircilerden birinin kadınlığını ispatlaması için memelerini göstermesini istedikten sonra “Memelerim kendi bebeklerim dışında, beyaz bebekleri de emzirdi” dediği konuşmasından esinlenmiştir. Truth aynı zamanda kadın oy hakkı mücadelesini temsilen de masada yerini almıştır.

*Ve masanın önemli konuklarından biri Georgia O’Keeffe’e ayrılmıştır. O’Keeffe feminist sanat için önemli isimlerden biridir. Judy Chicago’nun Akşam Yemeği Daveti çalışmasının merkezinde yer alan vulvalar onun eserlerinden esinlenirek oluşturulmuştur.

Akşam Yemeği Daveti ayrıntılı biçimde kadın tarihinin unsurları üzerine yoğunlaşmıştır. Evrenin oluşumundan başlayarak 20. yüzyıla gelene kadarki kadın tarihinin birleştirildiği anıtsal bir çalışmadır.
Masadaki her bir kadının varoluşunu; onun kendi tarihi, işlemeli örtü ve Miras Zemini’ndeki kadınlarla destekledi. ‘Tek’ bir malzeme ve teknikle değil ‘çoğul’ malzeme ve teknik kullanımıyla oluşturulan bu yapıtta baskın olan zanaattır. Bu enstelasyon, kadın tarihine yeni bir değer kazandırmak için, kadın zanaatları olarak kabul edilen tekniklerde biçimlendirilmiş çemberler, vulvalar, titreşen konturlar, çiçekler, aydınlatılmış merkezi çekirdekler gibi çeşitli kadınlık sembolleriyle donatılmış bir anıttır.

Ayrıca önemli bir ayrıntı olarak, kadınlar kendilerine biçilmiş cinsiyet normalarından biri olan sofra kurmayı, davete hazırlanmayı bu kez kendileri için ve kendi yaşamsal değerleriyle yapmışlardır. Tarih boyunca yakılan cadılardan, ötekileştirilerek bilimsel çalışmalarına el konan kadınlara, işgal ve sömürü altında direnen Toprak Ana’dan, kalemiyle direnenlere kadar erkek egemen tarih yazımının bizlere unutturmak istediği tüm kadınlar bu sofrada yerini alır. Şüphesiz ki bu masa isimleri olmasa dahi milyonlarca kadını ağırlamaktadır.

Tarih boyunca direnmiş, direnmeye devam eden tüm kadınların için… ŞEREFE!

Dipnotlar:

1 Thalia Gouma- Peterson, Patricia Mathews, Sanat Tarihinin Feminist Eleştirisi, Sanat ve Cinsiyet (Düzenleyen: Ahu Antmen)

2 a.g.m

3 İ. Keser, N. Keser, Kadın Tarihi İçin Bir Anıt: Akşam Yemeği Partisi, Humanitas Dergisi Sayı 5/ Bahar, 2015