Benim Feminizmim

Başlık: “Gülden İbaret Değiliz”

Yedi sayıdır feminizmle tanışma hikayelerimizi yazıyoruz. Onunla tanışmamızın bizde yarattığı aydınlanmayı, sonrasında gelen dayanışmayı, sevinci. Peki onunla mutsuzluğa da var mıyız? Farkındalığın getirdiği ötekileşmeye, yalnızlaşmaya, geçmişle yüzleşmeye, parçalanmaya ve sonra yeniden var olmaya… Feminizmle her şeye var mıyız?

John Everett

Dilan

“Feminizmle tanışmak” deyince, belki insanların aklına şöyle resimler geliyordur: Gücünün farkında olmayan biri gücünü bulur, hemen mücadeleye başlar ve mutlu olur. Kendisini bilmeyen bir kadın kendisini eğitir, kendisini gerçekleştirir ve mutlu olur.

Böyle hikayelere bayılırız. Dürüst olmak gerekirse feminizmle tanışmamı düşünürken ben de ne zaman mücadele etmeye başladığımı, bir kadın olarak bu dünyadaki varlığımı ve ne zamandan beri başka kadınların arkasında durduğumu düşündüm. Böyle hikayeler anlatabilmek için öz geçmişimi taradım. Ama maalesef o tanışma anı böyle tatmin edici güzellikte bir hikaye içermiyordu. Hatta duyulmak istenmeyecek ve tarif edilemeyecek kadar çok acı vardı. Fakat bu acının arkasında durmak mücadelemin önemli bir parçası; belki de süslememek ve süslenmemek bazen hikayeye içkin olandır, “güzelliğini” “çirkinliğinden” alıyordur, belki bu yüzden. Feminizmle tanışmak neden çok acı olsun ki? Çok hoş olmalıydı, değil mi? Öyle olmuyor. Tüm hayatınız boyunca uçamayacağınıza inandırılan bir kuş olmuşsanız ve kafeste kalmayı sorgulamayacak kadar çok normalleşmişse bu durum, aslında uçabileceğini anlamakla eş zamanlı şunlar oluyor:

Hayatım boyunca kendi kendimi hapsettim. Neden sadece uçmayı denemedim? Hep acı çektim ve kendi kanatlarını çırpmayan bendim. Neden daha önce başka bir şeyin mümkün olduğunu düşünemedim? Ailem ve yakınlarım bana söylemediler. Hatta onlar da memnunlardı benim kafes hayatımdan. Hatta onlar bana öğrettiler burada kalmayı. Halbuki onlar beni korumalıydı, bana gerçeği söylemeliydi. Çok küçük yaştan beri uçamadığıma inandırıldım, neden bana bunu yaptılar? Herkes bana yalan söyledi. Neden diğer aileler ve herkes böyle? Neden herkes her yerde yaşamak istemediği bir hayatın içerisinde? Nasıl bir programlanma çeşidi bu? İnsan bilinci denilen şey nerede? Hür irade diye bir şey var mı ki? …

Feminizmle tanıştığımda hayat döngümün tamamını yeni kazandığım bakış açısıyla tekrar gözden geçirmek zorunda kaldım. Hani bir kere babam annemi dövmüştü ben küçükken; orada annem susmak yerine derhal boşanmalıydı. Hani zayıf ve güzel bir kız olmama dair baskılanmıştım; hayatım boyunca kendimi eksik hissedip üzülmek yerine, onlara aptal deyip geçmeliydim. Hani birçok kere istemediğim halde bana dokunmuşlardı; hayır diyebilmeliydim, aileme söyleyebilmeliydim, polise şikayet edebilmeliydim. Yapamadım. Neden? Yapamadım. Neden böyle olmak zorundaydı sanki?

Bu bir yas süreci aslında. Fakat bu dışarıdan gayet depresif, kendine acıyormuş gibi görünen sürecin sonunda hoş şeyler var. Geçmişte olanların yasını tutmaya kendine izin vermenin, iyileşmeyle direk bağlantısı var. Yine de üzgünüm, şunu söyleyemeyeceğim: Bu karanlık süreçten geçtikten sonra ışığı gördüm ve mutlu oldum. Tamamen iyileştim ve artık harikaydım. Maalesef, pek öyle değil. Ben ölene kadar devam edecek bir mücadele bu. “Hayır” demek, “ben eksik değilim sen ayrımcısın” demek için, kendimi korumak ve kendimi içselleşmiş ataerkiden kurtarıp özümü bulmak ve kendi gerçekliğimde bir hayatı yaşayabilmek için her an uğraşmam gerekecek. Yeni farkındalıklarım ve yeni yaslarım olacak. Zaten mevcut sistemde kafamı çevirdiğim her yerde maruz kaldığım olgular var. Bunlar beni yeniden etkileyecek ve ben tekrar kendimi kaybedeceğim. Sonra tekrar fark edeceğim ve tekrar bulacağım. Ve tekrar ve tekrar…

Bu acının arkasında durmak mücadelemin önemli bir parçası. Mutlu son beklememek, hikayenin içkin güzelliği…

“Ben ölene kadar devam edecek bir mücadele bu. “Hayır” demek, “ben eksik değilim sen ayrımcısın” demek için, kendimi korumak ve kendimi içselleşmiş ataerkiden kurtarıp özümü bulmak ve kendi gerçekliğimde bir hayatı yaşayabilmek için her an uğraşmam gerekecek.

Betül

Bir süredir dünyadayım, buranın erkeklerin dünyası olduğunu anlamam maalesef pek uzun sürmedi. Kız çocuğu olarak dünyaya gelişim ile birlikte istenen hep erkeklerin dünyasında yaşamayı öğrenmem, istedikleri şekle girmem ve haddimi bilmem oldu. Önce annemi gördüm, sonra çevremdeki kadınları. Onlara yapılanlar bana da yapılacaktı, yapılıyordu. Şimdilik ağır saldırılara göğüs gerenler başka kadınlardı ama büyüdüğümde sıra bana da gelecekti. Bir şeylerin doğru olmadığı ortadaydı, erkeklerin dünyasına uyum sağlamaya hiç niyetim yoktu, sıra bana gelmemeliydi. Sonradan fark edecektim, her kadın aslında tüm kadınlardı, sıra çoktan bendeydi. Direnmediğimiz şeye dönüşürdük.

Kurtulmanın yoluydu feminizm, beni sadistlerin dünyasından çekip alacak ve yaşamamı sağlayacak olan o büyülü kelime. Lisenin başlarında Duyguyla tanıştım, Duygu Asena. Duygu bana az annelik etmedi. Kaçıp durdum onun sözlerine, kimsenin söylemediklerini o söyledi bana. Onunla birlikte ben de söyledim “Onlar kendi çıkarlarına uygun kalıplarına sokamayacaklar beni, kendi diledikleri etiketi yapıştıramayacaklar üzerime” E haliyle ben de feminist olmuş bulundum. Sonrasında Feminerva ile yollarımız kesişti. Feminerva bana, dayanışmayla yaratabileceğimiz bir dünyayı, kendimize ait bir yaşamı nasıl kurabileceğimizi gösterdi. Yersizliğim, yurtsuzluğum, dünyayı kabullenemeyişlerim arasında ait hissedebileceğim bir yer sundu, kız kardeşlerimin yanı… Biri bana zarar verse kimin hesap soracağını, yere düşsem kimin kaldıracağını, ama/fakat demeden kimin yanımda olacağını biliyorum.

Bu dünyada herkes elimi bıraksa da feminist bir kadının bırakmayacağını biliyorum. Başka bir dünyanın mümkünlüğünü biliyorum artık.

“Gülden ibaret değildi sahip olduğumuz bu hareket. Ama yeryüzünün simasını değiştirmek niyetindeydi. Bunun gerekli olduğunu biliyordu. Hepsinden çok da ihtiyacımız olanı ve alabileceğimizi, henüz almış olmadığımızı biliyordu. Bildiğim her şeyi bu hareketten öğrendim.” Catharine A. MacKinnon bir konuşmasında söylüyor bu cümleleri.

Eğer hayatla ilgili bir şey biliyorsam, bildiğim her şeyi bu hareketten öğrendim. Biz varız, yalnız değiliz, birbirimizin elini bırakmayız. Başka bir dünya, başka bir yaşam mümkün. Yeter ki birlikte olalım. Hepinizi tanıyorum, sizi kendimden sayıyorum. Sevgili kadınlar, sizi zamanın ötesinde ve sonsuz seviyorum. Dayanışmayla.

“Gülden ibaret değildi sahip olduğumuz bu hareket. Ama yeryüzünün simasını değiştirmek niyetindeydi. Bunun gerekli olduğunu biliyordu. Hepsinden çok da ihtiyacımız olanı ve alabileceğimizi, henüz almış olmadığımızı biliyordu. Bildiğim her şeyi bu hareketten öğrendim.”