Hemhal

“Boğaziçi, Hak Arayan Herkesin Mücadelesidir”

Boğaziçi direnişi devam ederken, bizler de Boğaziçi Kadın+ Hakları Dayanışması’ndan Özlem Damla Arık ile sohbet ettik. Kayyum Rektör Melih Bulu’ya karşı başlayan direnişin bugün büyük bir toplumsal muhalefet dönüşme potansiyelini, üniversitelerin durumunu, kadın ve LGBTİ+ mücadelesine dönük saldırıları konuştuk.

Feminerva: Merhaba, 1 Ocak’tan bu yana süregelen Boğaziçi Direnişini bizler de yakından takip ediyoruz. Boğaziçi Kadın+ Hakları Dayanışması’nı tanıyarak başlamak istiyoruz. Kimsiniz? Neler yapıyorsunuz?

Özlem Damla Arık: Öncelikle merhabalar, Boğaziçi Kadın+ Dayanışması olarak aslında yeni bir topluluğuz. Pandemi sürecinde okulda kadınlar arası dayanışmayı sağlamak ve aslında hepimizin şahit olduğu kampüs içi erkek şiddeti ve tacizlere karşı dayanışmak amacı ile toplandık. Öncelerde okuldaki kadınlar arasında bir dayanışma aracı, ifşa ve korunma konusunda harekete geçen ve feminist bilinci kampüs içinde uygulamaya çalışan bir gruptuk. Taciz vakıalarında okul grubunda yapılan ifşalar, dava süreçlerinde CİTÖK ve BÜKAK gibi kurumlarla iletişim, kampüs gruplarını eril söylemlerden arındırmak gibi kendi içimizde eylemlilik halindeydik. Fakat, kayyum direnişi ile beraber aslında kampüs içerisinde kalmayıp tüm kadınlarla dayanışma içerisinde olmanın önemini gördük ve bu şekilde hem sosyal medyayı hem de medya ağlarını kullanmaya, kampanyalara katılmaya başladık. İlk rol aldığımız kampanya da hali hazırda yürütülen “Kadın Üniversitesi İstemiyoruz” kampanyası oldu.

Çok fazla farklı kimliği içerisinde barındıran, sürekli üreten ve istikrarlı bir şekilde büyüyen bir Boğaziçi direnişiyle karşı karşıyayız. Bunu nasıl başardınız? Nasıl bu kadar etkili bir direnişe dönüştü?

Bana sorulursa, direnişin bu kadar etkili olabilmesinde ki en önemli nokta baştan beri politik bir duruş çizmesiydi. Bu duruşun çizilme nedeni de hem meselenin siyasi bir mesele olduğunu hem de kayyum atamalarının yasallık çerçevesinde meşrulaştırılmaya çalışıldığını en başından biliyor olmamızdı. Kayyum atamaları sadece Boğaziçi Üniversitesi ya da sadece üniversitelere uygulanmadı. Bizler hem belediyelere atanan kayyumların hem diğer okullardaki kayyum uygulamalarının, hatta kayyum meselesi ile beraber bizlere, kimliklerimize saldıran antidemokratik uygulamaların aynı motivasyonun ürünü olduğunu biliyoruz.  Bu yüzden izlediğimiz siyaset iktidar tarafından ayrıştırılan, haksızlığa uğrayan ve sesini yükseltmeye çalışan her kesimi kapsayabildi. Onlar tarafından da sahiplenildi. Siyasi duruşa ek olarak, Melih Bulu Boğaziçi’nin ikinci kayyumu. Bizler ilk kayyuma karşı sessiz kaldığımızda neler yaşandığını iyi biliyoruz. Tekrar aynı hatta daha kötü şeyleri kampüsümüzde yaşamak istemiyorduk. Aslında bu yüzden en apolitik olanlarımız bile her gün okuldaki direnişlere katılıyor.

Kayyum Rektör Melih Bulu’nun ilk icraatı Kadın Çalışmaları ve LGBTİ kulüplerini kapatmak oldu. Sizce bu süreçte neden kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik özel bir saldırı var, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kayyum zihniyetinin en başta hedef alacağı kesim her zaman azınlıklar olacaktı, bunu bekliyorduk.  Çünkü LGBTİ+’lar ve kadınlar sadece kampüslerde değil hayatın her alanında erkek devlet iş birliği ile saldırılan, nefret söylemine maruz kalan, yaşam hakkı gasp edilen bireyler oldu. Biz kadınlar ve LGBTİ+’lar ayrıcalıklarımız az olduğu için saldırıların ilk başta bize yönelik olacağı, alanlarımızın kısıtlanacağı ve özgürlüğüne saldırılan ilk kesim olacağımızı maalesef biliyorduk.

Ben, bu çabanın tamamen direnişin en önünde bulunan bizleri sindirme ve gerek kampüslerde gerek sokaklarda hayatın her alanında seslerini çıkartanlar, hak arayanlar ve hesap soranlar olarak bizleri yıldırma çabası ve muhalifliğimizden korku olarak yorumluyorum. Görece hak arayan ve aktivist olan yani onlara göre sesi çok çıkan kesimler tehdit unsuru olarak görüldü. Bu durum bizler için şaşırtıcı olmamakla beraber aslında bizlere ve herkese mücadelemizin daha sesli olması gerektiği ve mücadelede neden özne olmamız gerektiğini göstermiş oldu.

Kulüplere yapılan kapatma uygulamasına ek olarak yine kampüs ve mahallede bulunan polis ablukası sonucu kadınlar olarak sözlü tacize, alaycı bakışlara çok sık maruz kalıyoruz. Ben ve birçok kadın ve LGBTİ+ arkadaşım yandaş medya tarafından hedef gösterildik. Kayyumu atayan bu zihniyet yine hukuksuz, nefret içeren yaptırımların öznesi olarak bizleri seçti. Ben bunu, direnişi en önden götüren ve aslında hayatı mücadele ederek geçmiş sesli topluluklar olduğumuz için kullanılan bir yıpratma aracı ve aynı zamanda kayyum zihniyetini ve devleti besleyen erkek egemen motivasyonun bir ürünü olarak görüyorum. ‘’Her devlet biraz erkektir’’ sözüne referans vererek hayatlarımızda olduğu gibi kampüslerimizde de erkek devlet şiddetinin hedef aldığı özneler olduğumuzu görüyorum.

Cumhurbaşkanına yazdığınız mektup çokça konuşuldu. Oldukça net bir duruşu vardı. Şimdi süreç nasıl devam edecek. Önünüzde ne gibi planlamalar var?

Bu net duruş mücadelemizi simgeleyen yegane değerimizdir. Aynı şekilde bu siyaseti destekleyerek devam edeceğiz. Kampüs içindeki eylemler devam ederken bizler gerek medya organları gerek genel kampüs dışı eylemler gerek siyasiler, sendikalar, direnişe destek vermek isteyen herkesle yaptığımız görüşmelerle sesimizi yükseltmeye çalışacağız. Mücadelemiz biz devam ettikçe yıpratıcı hal alsa da genişliyor, genişledikçe büyüyor. Fiziksel eylemlilik polis ablukası koşullarında sekteye uğrayabiliyor fakat her mücadelenin duraksama anları vardır. Bizlerin esas hedefi, bu direnişin sürekliliğini sağlamak. Bu yüzden genel eylemleri en ince detayı ile planlayıp yıpratıcılığını en aza indirmeyi amaçlıyor ve aynı zamanda fiziksel eylemliliğe ek olarak kamuoyu oluşturma adına medya kanallarını kullanmaya çalışıyoruz. Direniş yalnız olmayacak bunun farkındayız ve nasıl kayyum ataması bizler için kıvılcım olduysa bizler de hak arayanlara bir kıvılcım olmak, onları mücadeleye dahil edebilmek için görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Neredeyse Türkiye’deki bütün üniversitelere yayılmış bir direnişten bahsediyoruz. Ciddi bir toplumsal muhalefete de dönüşebilir. Peki sizin için Melih Bulu gittiğinde direniş de bitecek mi?

Melih Bulu bu direnişin bir başlangıcı olsa da aslında bu direniş ona karşı değil onu atayanların politikalarına karşı bir ses oldu. Yine dediğim gibi zaten böyle olması gerekliydi ve sanırım bir kıvılcıma ihtiyacımız vardı. Melih Bulu’nun gitmesi direnişi bitirmenin aksine haklarımızı ararken direnmenin başarılı olabileceğini gösterir ve bizi daha da motive ederek mücadeleye etmeye yönlendirir. Zaten bunun büyük bir toplumsal muhalefete dönüşmesinden korkanlar geri adım atmak istemedikleri için Melih Bulu hala o binada duruyor. Fakat ne kadar korksalar ve yıldırmaya çalışsalar da antidemokratik uygulamalara karşı yapılan bu siyaset, artık topluma mal oldu ve ses oldu. En başında dediğimiz gibi talebimiz tüm kayyumların istifa etmesiydi ve amacımız kayyum zihniyetini ortadan kaldırmaktı. Bu nedenlerle biz sadece kendi okulumuzda bir rektör seçilsin ve susalım istemiyoruz. Haksızlığın aynı zihniyetin ürünü olduğunu ve aynı elden geldiğini biliyoruz. Taleplerimiz gün geçtikçe artıyor ve mücadele kapsamını genişletiyor. Melih Bulu istifa etse bile biz bu taleplerden vazgeçmeyeceğiz ve esas amacımız olan kolektif mücadeleyi sürdüreceğiz.

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir? Bizim güncel direnişte birincil taleplerimiz tutuklu dokuz arkadaşımız ve ev hapsindeki arkadaşlarımızın serbest kalması ile beraber tüm kayyumların istifa etmesi ve LGBTİ+ kulübünün aday statüsünün iade edilmesi. Bu genel taleplerle beraber mücadelemiz kadınların, LGBTİ+’ların, halkların, kayyum atanan HDP belediyelerinin, işçilerin ve hak arayan herkesin mücadelesidir ve herkese çağrımız vardır. Direnerek kazanacağımızı biliyor ve kolektif mücadelenin gücüne inanıyoruz. Kurtuluşun tek başına gelmeyeceğini ve direnişin tüm öznelerinin haklarını omuz omuza taşıyacağımızı biliyoruz. Boğaziçi direnişi hem biz öğrencilere hem de genele bir umut oldu, bu da ihtiyaç olduğunu gözler önüne serdi. Şimdiye kadar susmak zorunda olduğumuz, içine kapatıldığımız, engellendiğimiz her duvarı yıkmaya ve haykırmaya çalışacağız. Herkesi direnişle selamlayarak yineliyorum; Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz