Hemhal

Bugünün Cadıları: Almastı Çerkes Kadın Hareketi

Bu sayımızda Çerkes toplumunun içerisinden yükselen Almastı Kadın Hareketi’nden Selen, Seteney ve Büşra ile birlikteyiz. Çerkes toplumu içinde, toplumsal yapının ve geleneklerin ağırlığını taşımasına rağmen duyulmayan, görülmeyen ve önemsenmeyen kadın sorunlarını dile getirmek üzere harekete geçen kız kardeşlerimizle içimizi ısıtan bir hemhal eyledik.

Feminerva: Merhaba, öncelikle sizi tanıyarak başlamak istiyoruz. Kimsiniz, neler yaparsınız?

Almastı Kadın Hareketi: Merhabalar, biz Türkiye’nin çeşitli yerlerinden bir araya gelmiş Çerkes kadınlarız. Ailelerimiz, köylerimiz, büyüdüğümüz yerler farklı olmasına rağmen, aynı sorunlar çevresinde toplanıp çözüm arayan kişileriz.

Çok farklı meslek gruplarından arkadaşlarımız ile beraber; kadın kimliği ile Çerkes kimliğinin ortaklaştığı noktalarda ne gibi problemler yaşadığımız üzerine deneyimlerimizi paylaşıyor, çalışmalar ve projeler yürütüyoruz. Henüz yeni bir ekip olsak da (27 Aralık’ta çıkış yaptık) sayımız şimdiden otuzu geçiyor ve umuyoruz ki daha da büyüyeceğiz.

Almastı Çerkes Kadın Hareketi’nin kuruluş serüveni nedir? Çerkes toplumu içinde yaşanan hangi sorunlar ve/veya ihtiyaçlar sizi bir Çerkes kadın hareketi oluşturmaya yöneltti? Talepleriniz ve dönüştürmek istedikleriniz nelerdir?

Almastı Çerkes Kadın Hareketi, dört kişilik bir çekirdek ekiple oluştu. Biz kendi aramızda bir süredir konuşuyor ve Çerkesler’de kadın/toplumsal cinsiyet temelli bir oluşumunun olmamasının eksikliğini birbirimizle paylaşıyorduk. Zaman ilerledikçe bu hareketi bizim kurabileceğimiz görüşü git gide oturmaya başladı ve Almastı’yı kurmuş olduk.

Bu harekete ihtiyaç duymamızın en önemli nedenlerini şu şekilde toparlayabiliriz aslında: Çerkes toplumunda toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun neredeyse hiç konuşulmaması, Çerkes kadınlarının erkekler tarafından belirlenmiş rollerle yaşamasının getirdiği daimi baskı, Çerkes kurum veya sivil toplum kuruluşlarının bu konu üzerine eğilmemesi veya eleştirinin yoksunluğu… Kimsenin toplumsal cinsiyet konusuna eleştirel yaklaşımını dile getirememesi, kadınların sessizliğinin “saygı” perdesi ile olumlanması, bu rolleri kabul etmediğimizde toplumdan dışlanmamız gibi örnekler, sürekli gördüğümüz ve bizzat da yaşadığımız şeylerdi. Bu konunun artık dile getirilmesine olan inancımızla hareketimize başladık.

Taleplerimiz, feminist oluşumların talepleri ile paralellik gösterir. Kadınların seslerinin duyulması, şikayetlerinin dinlenmesi, karar alma veya yönetme mekanizmalarında eşit katılımla yer alabilmeleri, çizilen görsel imaj kalıplarının yıkılması gibi isteklerimiz var.

Bu konularda da eleştirilerimize, çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Kısmen oryantalist kısmen milliyetçi saiklerle bildiğimiz toplumsal örgüsüyle Çerkes toplumu, Çerkes kadınlarının toplumsal varoluşlarını hangi yönlerden etkiledi? Sizin bu toplumsal örgü içinde gördükleriniz ve açığa çıkarmak istedikleriniz nelerdir?

Anadolu coğrafyası dahil hem Doğu’da hem Batı’da kabul edilmiş, benimsenmiş, aslında bir nevi “yaratılmış” Çerkes kadını ile karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Ona atfedilen oryantalist Çerkes kadın imgeleri ile bütünleşerek yaratılan bu kadın; güzelliği, zarifliği, inceliği, ölçülülüğü, marifetli oluşu, beyaz teni ve siyah saçları, kahkaha atmaması, yüksek sesle konuşmaması, az konuşması, nasıl oturup kalktığını bilmesi gibi özellikler ile adeta bütünleşmiştir. Tüm bu klişe “olumlamalar, güzellemeler” yargılar Çerkes kadınını sınırlayan ifadelerdir.

Yapılan bu sınırlamalar, Çerkes kadınını özne olarak görmeyen, onu nesnelleştiren erkek bakış açısına ait yargılardan oluşmuştur. Ki bu söylemlerin her birinin oryantalist bir bakış açısına hizmet ettiği de yadsınamaz bir gerçek.

Ayrıca yaratılan bu imge yalnızca bizim kendi toplumsal örgümüz içerisinde değil, Çerkes olmayan toplumlar tarafından da kabullenilmekte ve Çerkes kadını bu sınırlamalar içerisinde tutulmaya çalışılmaktadır. “Tutulmaya çalışılmaktadır” diyoruz çünkü bizim toplumsal örgümüzde kadın izlenen, erkek ise izleyen rolündedir. Tüm bunlar doğrultusunda işte biz bu imgelere, sınırlamalara karşı çıkıyoruz ve nesne olarak görülen Çerkes kadınının bir özne olduğunu söylüyoruz. Çerkes kadınının yalnızca görüntü olarak var olmasını değil, her bir Çerkes kadınının ayrı ayrı kişiliği, istekleri, karşı fikirleri ile var olduğunun altını çiziyoruz.

Şöyle bir durumda olduğunu görmekteyiz: Yapılan sınırlamalar, kalıplar içerisinde kaldığı takdirde Çerkes kadını, Çerkes olarak var olabiliyor. Çizilen sınırların dışına çıkıldığında Çerkes kadınının bir nevi kendi toplumundan aforoz edilmesi gibi durumlar toplumumuzda var olan, yaşanan şeyler. Biz bu doğrultuda yaşanan olayları asla tasvip etmiyoruz.

Özetle Çerkes kadınına yapılan sınırlamalara dair bir bilincin var olması, yaratılan Çerkes kadını imgesinin kadına ve aslında topluma olan zararının fark edilmesi, Çerkes kadınının öznelleşmesi konuları bizim istediğimiz ve dikkat çekip açığa çıkarmaya çalıştığımız ana konulardan diyebiliriz.

Üzerinde çok durduğumuz konulardan biri de Xabze kavramı. Xabze kısaca, Çerkeslerin sözlü ve toplumsal kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. Erkek bakış açısıyla oluşturulmuş Xabze’de bizim şikayetçi olduğumuz çeşitli alanlar var zaten. Fakat bunun yanında, Xabze kimi noktalarda erkeklerin bir aracına dönüşmüş durumda. “Görevlerini” uygulamayan, toplumsal duruşunu düzgün sergilemeyen kadının üzerinde bir cezalandırma aracı olarak işlev görüyor ve biz bundan çok rahatsızız. “Ayıp”, “Xabze’ye uygun değil”, “kültürümüzde yok” gibi engellemelerle kadınlar hep sınırlandırıldı ve özgüvenleri kırılırken otokontrol mekanizması ile birey olmaları güçleştirildi. Bunları fark ettiğimiz her yerde dile getirip eleştirmekten de çekinmeyeceğiz.

Hepimiz, Çerkes toplumu için oldukça önemli bir mitolojik karakter ve idealize edilmiş kadın figürü olarak Seteney’i biliyoruz.  Fakat Seteney’in aksine Almastı mitolojide kötü, cadı, ürkütücü özellikleriyle kodladığımız bir karakter. Sizler hareketinizin ismini belirlerken Almastı’yı seçtiniz, sebebi nedir?

Bu sorunun cevabını verebilmemiz için biraz mitolojiden bahsetmemiz gerekiyor. Mitolojiler toplumların yaşayış şeklini bize efsanelerle aktaran anlatılardır. Tarihin başlangıcından beri toplumsal cinsiyet eşitsizliği bulunuyor ve bunu biz mitolojileri okuduğumuzda da görebiliyoruz.

Burada öncelikli olarak Lilith’den bahsetmek gerekir. İlk kadın, Havva’dan önceki, Adem’in ilk eşi. Lilith Havva’nın aksine kaburga kemiğinden değil, Adem gibi topraktan yaratılmıştır. Yaratılış şekli olarak Adem ve Lilith eşittir. Lilith her zaman Adem’le eşit olduğunu söylemektedir ve Adem’in üstenci yaklaşımlarına karşı çıkmaktadır. Seks sırasında Adem’in sürekli üstte olmasını kabullenemez, bunun onur kırıcı bir şey olduğunu düşünür ve karşı çıkar. Adem bu durumda zor kullanır ve Lilith Adem’den uzaklaşır.

Herkesin bildiği gibi Lilith, erkekle eşit olduğunu söylediği için dışlanmıştır. Bu noktadan sonra da lanetlenme başlar. Biz de buradan yola çıkıp Çerkes mitolojisinde Lilith’i aramaya başladık.

Almastı sadece Çerkes anlatılarında değil Doğu coğrafyalarında sıklıkla adı geçen bir karakter ve kimi kaynaklara göre Lilith’ten esinlenerek oluşturulmuş. Almastı “Çok uzun boylu, çok güzel, saçları yere kadar uzanan bir kadın olarak bahsedildiği gibi kimi anlatılarda çocukları korkutmak için çirkin, vücudu tüylerle kaplı, insanlara zarar veren bir yaratık olarak da geçer.” Aslında biz bu ismi, hem Lilith’e hem de toplumun güzellik algılarına bir ithafta bulunma bağlamında düşündük. Kadınlar hep kötülüklerle, hainliklerle nitelendirilmiştir. Dünyada bilimle uğraşan, sorgulayan kadınlar canavarlaştırılmıştır.

Biz de bu toplumda sorgulayan, eleştiren tarafız. Biz sorguladıkça uykuları kaçanlar “isimlerini cadı ismi koymuşlar” diyorlar. Geçmiş dönemlerde olsak cadı olduğumuz için yakılırdık belki de. 

Seteney ise, Çerkes toplumunda anaerkilliği sembolize eder. Almastı karakterinin tam zıttıdır. Bilge olduğu, sürekli fikirlerinin alındığı söylenen Seteney’in Xase (meclis) toplantılarına alınmadığı çelişkisini de biliyoruz. Yani toplumun düzenini sağlayacak kurallar alınırken Seteney ve yine tüm kadınların söz sahibi olmadığı bir gerçek. Bu durumda, annelikle ilişkilendirilen Seteney ismini seçmemiz bizim çıkış amacımıza ters düşecekti.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tezahürüdür aslında Seteney ama bunu kapatmak adına anaerkil olduğumuz iddialarına dayanak olarak Seteney’in arkasına sığınılıyor. Seteney üzerinden sürekli ‘’Kutsal annelik’’ rolü vurgulanıyor. Bu yüzden Seteney ismini tercih etmedik. Saçları ele geçirilince köle yapılabilen Almastı’yı seçtik, saçlarımızı geri almaya geldiğimizi gösterdiği için. Bedenlerimizden ve kadınlığımızdan utanmadığımızı göstermek için Almastı’yı seçtik.

Canavarlaştırma efsanelerini değil karakterleri dikkate aldığımızı göstermek istedik. İdealize edilmiş kadın figürüne karşı duruşumuzun en somut örneklerinden Almastı.

Son olarak neler eklemek istersiniz? 

Almastı kurulduğundan ve sesini duyurmaya başladığından beri, ekipler veya bireyler üzerinden sürekli söylemlerimiz çarpıtılıyor ve amacımızdan saptırılıyor. Şimdiye kadar linç girişimlerine, hakaret ve küçümsemelere maruz kaldık. Tepkilerin çoğu erkeklerden geldi. Kimilerini dikkate almadık, kimilerine gerekli cevabı verdik.

Ancak bu tepkiler de aslında söylemlerimizin ne kadar yerinde olduğunu, bu hareketin Çerkes toplumuna ne kadar gerekli olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Maskeler düşmeye, makyajlar akmaya başladı. Bu nedenle “iyi ki birleşmişiz” diyoruz.

Bizimle görüşüp dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz. Dayanışmayla…