Cadı Kazanı

Kadın Üniversitesi İstemiyoruz

Kadınların yaşamlarını pembe otobüslere, evlere, kadın üniversitelerine sığdırmaya çalışanlar bilmelidir ki kadınlar hiçbir zaman “kendi” kaplarına sığmadı.

Julian Pacaud

İçinden geçtiğimiz kritik dönemeçte kadın mücadelesi ivme kazanmaya devam ediyor. Kazanılmış haklara dönük saldırıları bertaraf etmekten tutalım da hiç kazanılmamış olanları almaya kadar varan geniş bir mücadele alanı içerisinde dur durak bilmeyen bir hareketlilik söz konusu. Erkek egemen iktidar ise saldırılarına son sürat devam ediyor. Şimdilerde kadın düşmanı yeni bir hamle ile kadınların karşısına çıkıp gürültüsüz patırtısız kadın üniversitelerini kurmayı hedefliyorlar.

Recep Tayyip Erdoğan 2019 senesinde G-20 zirvesi için gittiği Japonya’dan sanki bin yıldır özlemini çektiği düşe kavuşmuş halde geri dönmüştü. YÖK başkanına “Kadın Üniversiteleri için çalışmalarınıza başlayın’’ direktifini vermiş, geçtiğimiz Temmuz ayında ise Kadın Üniversiteleri, Cumhurbaşkanlığı 2021 Yıllık Kalkınma Planına eklenmişti. Peki var olan üniversitelerdeki sorunlara sırtını dönüp “Kadın Üniversitesi kuruyoruz.” demek de ne oluyor?

Üniversite sorunlarını yok sayıp makbul kadını var etmek

Türkiye’deki üniversiteler piyasalaştırılmış, bilgi “meta” haline gelmiş durumda. Üzerine bir de eğitim sisteminin bozukluğu ve öğrencilerin potansiyel iş gücü olarak görülmesi eklenince iyice çekilmez yapılar haline geliyor üniversiteler. Öğrenci, okul öncesinden üniversiteye kadar eşitsiz, cinsiyetçi bir eğitim döngüsünün içinden geçiyor. Bu döngü ise eninde sonunda öğrencinin ya geleceğine ya da yaşamına mal oluyor. İşsizliğin kırıp geçirdiği milyonlara sırtını dönen düzen savunucuları hayasızca ‘’iş var, onlar beğenmiyor ’’ diyebiliyor. Rektörler ise ‘’üniversitelerinin’’ itibarına zeval gelmemesi için bir taciz olayını ört bas ediyor ya da üniversite kapılarına kelepçe taktırıyor.

AKP Hükümeti tüm bu sorun kümelerini elinin tersiyle bir kenara atarak özellikle pek çok kriz dinamiği ile sarsıldığı bir dönemde Kadın Üniversitesi çıkışını yapıyor. Bu çıkışın bu döneme denk gelmesi tesadüf mü? Hayır, değil. Ekonomik kriz, ekolojik kriz ve devlet krizine ek olarak oy deposunun gün gün eridiğini ve meşruiyet kanını kaybettiğini görüyoruz. Kadın üniversiteleri ile pozisyonu ne olursa olsun kocasına sadık, devletin selameti için çocuk yetiştiren makbul ve meftun bir kadın profili yaratılmak isteniyor. Bu durum AKP için kitlesini konsolide etmenin bir aracına dönüştürülecek.

Japonya örneği

Japonya’da kadın üniversiteleri 19. yüzyılın ikinci yarısında feodal geleneklerin henüz egemen olduğu, kadınların diğer üniversitelere alınmadığı bir dönemde, kadınların sosyal yaşama katılmasının önünü açmak amaçlı kurulmuştu. 1865 yılında başlayan Meiji Restorasyonu’na  dek kadınların toplumsal yaşamdaki yeri yok denecek kadar azdı. Bu yıllarda zamanın Japon İmparatoriçesinin himayesinde ilk defa Amerika’ya okumaya giden bir grup kadın öğrencinin misyonu, annelik görevini öne çıkaracak şekilde “geri döndüklerinde Japonya’yı yönetecek erkeklerin yetişmesine yardımcı olmak” olarak belirlenmişti. Amerika’ya yollanan öğrencilerden biri 1900 yılında Japonya’ya döndüğünde ilk kadın üniversitesini kurar. Böylece kadınlar için kurulan üniversitelerin tarihi başlamış olur.

Japonya’daki bu üniversitelerde kadınlar daha çok hemşirelik, gündelik yaşamda estetik, bakım hizmetleri ve iki yıllık mesleki eğitim programlarına yönlendiriliyor. Daha nitelikli üniversitelerin kapıları kadınlara neredeyse kapalı. Yalnızca kadın üniversitelerinin varlığından ötürü değil aynı zamanda bu üniversitelerden mezun olan kadınlara “profesyonel, eğitilmiş ev hanımları’’ gözüyle bakıldığından da kapalı bu nitelikli üniversiteler. Tokyo Tıp Üniversitesi (TTÜ) giriş sınavında kadın adayların puanlarının bilerek düşürüldüğü, erkeklerin puanlarına ise ekleme yapıldığı ortaya çıkmıştı mesela. Puanlarla oynadıkları iddia edilen 10 üniversiteden biri olan TTÜ yönetimi ise ‘’kadın doktorların evlenip çocuk sahibi olunca işi bırakacaklarını’’ öne sürerek yaptı savunmasını. Öyle görünüyor ki bu üniversitelere giden kadınların sosyal, ekonomik, politik yaşamında belli değişiklikler olmuş fakat yine eşitsiz sınırlar içerisinde.

Açtırmamakta ki ısrar

Türkiye’de kurulması hedeflenen kadın üniversitesinin Japonya örneklerinden daha aşağı kalır yanı olmayacaktır. Hatta dört bir yanı muhafazakar, kadın düşmanı motiflerle bezeli Türkiye’de gerici bir fazlalığın olacağı aşikar. Erkek iktidar akıl, laf cambazlıklarıyla “kadınları düşünüyoruz” imajı vermeye çalışıyor. Hatırlarız ki aynı akıl nafaka hakkına saldırmıştı, toplumsal cinsiyet derslerini kaldırmıştı, İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açmıştı. Kadınların güvenliği, kamusal alandan koparılarak sağlanmak isteniyor. Bu sayede hem erkek egemenliği dışarıda kol gezerken, hedef tahtasına yine, yeniden kadınlar oturtulacak aynı zamanda toplumsal rollere ve aile değerlerine yaraşır bir kadın profili yaratılacak. Bir taşla iki kuş vurmak niyetindeler.

Japonya’da annelik yüceltmesiyle eşdeğer tutulan ilk kadın üniversitelerini ayrı tutacak olursak, kadınların yüksek öğretime giremediği dönemler için ilerici bir hamleydi bu üniversiteler. Bugün ise kadınların yaşamında gerici bir çözülme yaratmaktan öteye gidemez.

Engellemek, açtırmamak ise kadınların ellerinde. Tüm saldırılara rağmen dirençle, umutla mücadeleye devam eden kadınlar hiçbir kadın düşmanı politikayı yanıtsız bırakmadı ve bırakmayacak. Kadınların yaşamlarını pembe otobüslere, evlere, kadın üniversitelerine sığdırmaya çalışanlar bilmelidir ki kadınlar hiçbir zaman kendi kaplarına sığmadı ve her alanda eşitsiz sınırları aşarak bulunmaya devam edecek.