Dosya

Pandemi Günlerinde Patriyarka

Kadınlar, pandemiye rağmen sokakları terk etmiyorlar. İktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı mücadele etmeye devam ediyorlar.
Her dönemde olduğu gibi pandemi günlerinde de yaratıcı mücadele pratiklerinin artışı, dayanışma ve örgütlülükte ısrar, kadınların kurtuluşunun tek teminatı olacaktır.

Alejandra García

Kapitalizmin yarattığı aşırı üretim ve aşırı tüketimin kısır döngüsü, dünya kaynaklarını hızla tüketmeye devam ediyor. Sürekli artan ham madde ihtiyacıyla dünya kaynaklarının hızla tüketilmesi, sanayi üretimi için kullanılan yoğun enerji, sanayi atıklarının dünyanın kaldıramayacağı seviyelerde oluşturduğu kirlilik, sürekli kullanılıp yenisiyle değiştirilen devasa miktardaki ürünün yarattığı çöplük, sınırsız betonlaşma gibi kapitalizm eliyle yaratılan tahribat, ekolojik dengeyi alt üst etmeye devam ediyor.

Küresel çapta yayılan ve dünya halklarının yaşamını tehdit eden Covid19 da yaratılan ekolojik tahribatın bir sonucu. Pandeminin yarattığı tehdidin büyüklüğü ise sınıfsal olarak değişiyor. 

Kapitalizm koşullarında sermayenin selameti için üretimi ayakta tutmak zorunda bırakılan işçi sınıfı, pandemi tehdidi içinde çalışmak zorunda.

Neoliberal dönüşümlerle birlikte zaten kısıtlı olan sosyal güvenlik sisteminin içinin tümüyle boşaltılması ise, pandemi koşullarında işçi sınıfının yaşamı için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Sağlık sisteminin büyük ölçüde niteliksizleştirilerek paralı hale gelmesi sonucunda, söz konusu pandemi yoksul halkın hayatını çok daha fazla tehdit ediyor.

Covid19 bulaşma konusunda insan ayırt etmese de, virüse karşı önlem alabilme ve nitelikli tedavi şansı sadece üst sınıfa tanınan bir ayrıcalık. Kapitalizm koşullarında yoksulluk arttıkça pandeminin bulaşma ihtimali ve öldürücülük oranı artıyor.

Pandemi günlerinde karşılıksız emek

Covid19 günlerine emekçiler cephesinden baktığımızda durumun vahameti açık. Patriyarkal kapitalizmin çifte sömürüsü altında erkek şiddeti ile yaşamak zorunda bırakılan kadınlar cephesinden ise pandemi günlerinin yarattığı yıkım çok daha fazla.

Pandemi günlerinde işten atılan veya aldığı ücret düşürülen binlerce işçi ve ailesi yoğun bir yoksulluğa terk edildi. Bu yoksulluğa rağmen ailelerin tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılan kadınların verdikleri karşılıksız emek ise dayanılmaz boyutlara ulaştı.

Bu süreçte kadınlara dayatılan tüm bu işler ile, devlet ve sermaye büyük bir maddi yükümlülükten kurtulmuş oldu. Devlet, pandemi sürecinde alması gereken hijyen, hasta bakımı, artan yoksulluk ve açlıkla mücadele için fon ayırmak gibi zaruri önlemlerin hiçbirini almayarak tüm bu önlemleri fiili olarak kadınların ev içi emeğine bırakmış oldu. Ayrıca kadınların karşılıksız emek süreci sayesinde halktan daha çok kısılabilen milyonlarca lira, pandemi sürecinde de sermayedarları kurtarma operasyonlarına harcanıyor.

Tüm bu emek sürecine rağmen aile içindeki ikincil konumlarından kaynaklı, sıranın en son kadınların ihtiyaçlarına geldiği de bir gerçek. Bu bağlamda, covid19 pandemisiyle büsbütün yoksullaşan toplum içinde en yoksul bireyler yine kadınlar oluyor. Ayrıca pandemi günlerinde sosyal devlet kurumlarınca karşılanması gereken tüm hizmetler de kadınların karşılıksız ev emeğine bırakılmış durumda.

Patriyarkal kapitalist sistem içinde, ücretsiz ev içi emeğinden büyük kâr elde edilen kadınlara, iş yaşamında da özel sömürü biçimleri uygulanıyor. Bu kapsamda yoğunluklu olarak güvencesiz, esnek saatli veya gündelik, parça başı işlerde çalışan, sabit geliri olmayan kadınlar karantina sürecini hiçbir gelirden ve sigortadan yararlanmadan geçirmek zorundalar. Kadınların yoğunluklu olarak çalıştığı bir diğer sektör olan hizmet sektöründe işlerin durma noktasına gelmesi de kadınlar için büyük bir sorun.

Okulların kapatılmasının yarattığı bakım krizi, bütünüyle çalışan kadınların çözüm üretmesi gereken başka bir sorun olarak kendini dayatıyor.

Kadınlar, ücretli bir işte çalışsalar da çalışmasalar da kendilerine dayatılan toplumsal yeniden üretime çok yoğun bir karşılıksız emek harcamak zorunda bırakılıyorlar. Kadınların evde harcadığı karşılıksız emek süreci bu günlerinde misliyle artmış durumda.

Bu dönemde Covid19 virüsünü evin dışında tutmak ve aile bireylerini virüsten korumak, patriyarkanın kadınlara dayattığı ev içi karşılıksız emek sürecini ölçüsüzce arttırdı.

Pandemiden korunma reçetelerinin başında hijyen ve bağışıklık sistemini güçlendirecek besinler tüketmek geliyor.

Evin sürekli dezenfekte edilmesi gerekiyor. Genelde kadınların yaptığı ev alışverişi; dışarı çıkarken alınması gereken önlemler, eve dönüşte kıyafetlerle birlikte dışarıdan alınan her şeyin dezenfekte edilmesi gibi işlerle birlikte oldukça yoğun bir emek sürecine dönüşmüş durumda. Temizliğe ayırılan süre tek başına yeterli olmuyor elbette.

Dışarı çıkan aile bireylerinin kıyafetlerinin dezenfekte edilmesi, aile bireylerinin her birinin bedensel hijyeninin kontrolü, gerekli durumlarda uyarılması, çocukların bedensel hijyeninin sağlanması kadınlara biçilen ev içi rollere dahil ediliyor.

Patriyarkanın kadınlara biçtiği rollerden bir diğeri ise aileyi besleme görevi. Pandemi günlerinde bağışıklık sisteminin güçlendirilme ihtiyacı ve kullanılan besin maddelerinin hijyenine gösterilmesi gereken özel önem de kadınlar için ekstra mesai demek.

Pandemi günlerinde okulların kapalı olması, iş yerlerinin bir kısmının kapatılması, sokağa çıkma yasakları sebebiyle tüm günü evde geçiren aile bireylerini besleme görevi, kadınların temizlikten arta kalan zamanlarının çoğunu mutfakta geçirmelerine yol açıyor.

Milyonlarca yoksul aile için bu süreçlere bir de eldeki çok az para ile aileyi pandemiden koruyacak maddeleri en uygun fiyata en kaliteli şekilde sağlayabilmek, maddi gücün yetmediği durumlarda, ihtiyaçları evde üretmeye çalışmak gibi ekstra iş yüklerini de atlamamak gerek.

Kadınlara dayatılan bakım emeği

Covid19 önlemleri kapsamında okulların kapanmasıyla birlikte çocuk bakımına harcanması gereken emeğin ve sürenin artması da bu koşullarda başka bir problem olarak kendini dayatıyor. Okula gidemeyen çocukların tüm gün bakımının yanında kadınlardan, çocukların uzaktan eğitime katılımını sağlamak, onlarla nitelikli zaman geçirerek gelişimlerine destek olmak gibi “yeni dönem annelik görevlerini” de aksatmamaları bekleniyor.

Ev içinde sürekli kendisine hizmet edilmesini bekleyen erkekler, kadına yüklenmiş karşılıksız emek sürecini daha da dayanılmaz hale getiriyorlar.

Karantina günlerinde bütün gün tüm ailenin evde olması, kadınların evde hiçbir alanının kalmaması ve kendilerine ait bir saniye boş vakitlerinin olmaması demek oluyor.

Risk grubunda olan aile bireyleri varsa onları hastalıktan koruyacak ekstra tüm önlemleri düşünmek ve bunları uygulamak da bütünüyle kadınlara dayatılıyor.

Ayrıca pandemi koşullarında başka bir hastalık için hastaneye gitmek, virüse yakalanma riskini arttırıyor. Bu sebeple hasta olan aile bireylerinin iyileştirilmesi de kadınların “gönüllü” hemşireliğine bırakılmış durumda.

Ayrıca kadınların doktor yardımı almasının zaruri olduğu hamilelik ve doğum süreçlerinde pandemiden kaynaklı hastaneye gidemeyişleri de kadınlar için hayati bir risk barındırıyor.

LLD Graphisme

Patriyarka, kadınlar için pandemiden daha öldürücü

Erkek tahakkümü üzerine kurulu patriyarkal toplumlarda; savaş, OHAL, ekonomik kriz, karantina gibi toplumsal kriz durumlarının her biri erkek şiddeti için başlı başına bir bahane oluşturuyor. Toplumda panik ortamı yaratan bu gibi durumların tahakküm ilişkilerini derinleştirici etkisi, kadına yönelik erkek şiddetini besliyor.

Kadınlar için evleri, patriyarkal aile kurumu içinde, en tehlikeli mekanlar. Her gün onlarca kadının birlikte yaşadığı erkekler tarafından tacize, tecavüze uğradığı, şiddet gördüğü, katledildiği mekanlar olan evler; karantina gibi kapatılma koşullarında kadınlar için pandemiden çok daha büyük tehlike oluşturuyor.

Patriyarka, kadınları yüzyıllardır eve hapsetmeye çalışıyordu. Ancak karantina koşullarında kamusal alanın sınırlanmasıyla erkeklerin de evde kalmak zorunda kalması yeni bir durum. Kadınların potansiyel şiddet failleri olan erkeklerle aynı evde geçirdiği vaktin artması, erkek şiddetinin artışına zemin hazırlıyor. Covid19 sebebiyle alınan karantina önlemlerinin uygulanmaya başlamasından bu yana kadın cinayetlerinin hızla artması bunun en net göstergesi.

Ayrıca bu gibi olağanüstü durumlarda; sınırlı da olsa kadınları erkek şiddetinden koruyan mekanizmaların işletilmemesi kadınlar için tehlikenin büyüklüğünü daha da arttırıyor.

Dışardaki Covid19 tehdidinden kaynaklı şiddet gören kadınların da polis ve savcılığa başvurmaları sınırlanıyor. Pandemi sebebiyle hastanelerin tamamen dolması ve hastanelerde Covid19 kapma tehdidinin yüksek olması, kadınların yaşadıkları şiddeti belgelemelerinin önünde büyük engel teşkil ediyor.

Pandemi sebebiyle evde kalma zorunluluğu, kadın sığınma evlerindeki kapasite yetersizlikleri, artan işsizlik, yoksulluk gibi onlarca etmen kadınların şiddet gördükleri mekanları terk edememelerine sebep oluyor.

Pandemi tehdidini göze alarak 6284 sayılı yasa çerçevesinde şikayette bulunan kadınlar için ise, yoğunluk bahane edilerek koruma mekanizmalarının işletilmediği bir durum var.

Karantina önlemlerinden bu yana geçen süre içinde atılan kadın düşmanı adımlar, kadın cinayetlerindeki artış ve kadınları korumak için önlem alınmaması; kadınların hayatını pandemiden daha çok tehdit ediyor.

Pandemi günlerinde kadınları ev içi şiddetten koruyacak önlemler alınması gerekirken; kadınların yaşam güvencelerinden biri olan İstanbul Sözleşmesinden çekilmek isteniyor.

Kadınlar için tek çıkar yol mücadele

Devlet mekanizmalarının kadın düşmanı tüm refleksleri pandemi günlerinde de kendini gösteriyor. Pandemi koşullarının yarattığı tecrit ortamından faydalanılarak, şimdiye kadar kadınların direnişine takılan kadın düşmanı politikaların hayata geçirilmesi için hamleler yapılıyor.

Pandemi günlerinde, güçlendirilmeye çalışılan patriyarkaya, artan kadın yoksulluğuna, erkek şiddetine karşı mücadele ve kadınların kazanılmış haklarının korunması oldukça önem kazanıyor.

Bugüne kadarki mücadele pratikleri ile ne kadar güçlü bir toplumsal dinamik olduğunu gösteren kadın hareketi, karantina koşullarında da mücadeleye devam edecek alanlar açıyor.

Zira pandemiden korunmak için alınması gereken karantina önlemleri kapsamında, kadınların birbirleriyle fiziki olarak görüşmesinin sınırlandığı, kadınların çoğunun, tüm zamanını erkek egemenliğinin kendini en açık şekilde dayattığı aile kurumunda, yoğun bir karşılıksız emek süreciyle geçirmesinin yarattığı yalnızlık, yalıtılmışlık duygusu kadın dayanışmasıyla kırılıyor. 

Karantina gibi toplumsal kriz durumlarında artan erkek şiddetine karşı önlem alınması ve bu gibi durumlar bahane edilerek hükümet tarafından hayata geçirilebilecek kadın düşmanı uygulamaların önüne geçilmesi de kadın mücadelesinin yaptırım gücü ile sağlanabilir.

Elbette ki kadın mücadelesinin yaptırım gücü kadınların örgütlülüğünün güçlenmesi ve mücadele yöntemlerinin artmasıyla doğru orantılı şekilde ilerleyebilir.

Fiziken yan yana gelişlerin sınırlandığı bu günlerde kadınlar tüm sosyal medya alanlarını mücadele alanlarına çevirdiler.

Bu bağlamda internetin yarattığı iletişim imkanlarından, kadın mücadelesi için yararlanılarak yaratıcı bir mücadele pratiği sergileniyor.

Kadınlar, pandemiye rağmen sokakları terk etmiyorlar. İktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı mücadele etmeye devam ediyorlar.

Her dönemde olduğu gibi pandemi günlerinde de yaratıcı mücadele pratiklerinin artışı, dayanışma ve örgütlülükte ısrar, kadınların kurtuluşunun tek teminatı olacaktır.