Dosya, Hemhal

Sağlık Çalışanlarına Alkış Yeter mi?

Korona günlerini, 9 Eylül eğitim ve Araştırma Hastanesinde hemşire olan Arzu Sert ile değerlendirdik. Pandemi süresince en büyük özveriyi göstermiş olan sağlık ve hastane çalışanlarının neler yaşadıkları, süreci nasıl değerlendirdikleri üzerine hemhal eyledik.

Sara Gironi Carnevale

Feminerva: Merhaba. Elbette salgın süreci tüm dünyayı etkiledi, etkilemeye devam ediyor. Ancak özellikle böyle dönemler, kadınlar için daha zor geçiyor. Kadınlar özelinde konuşmadan önce, genel olarak salgının geldiği noktayı nasıl değerlendirdiğinizi sormak istiyoruz.

Arzu Sert: Merhabalar Covid -19 virüsünün resmi olarak Türkiye’de ortaya çıkmasının ardından on bir ayı geride bıraktık. Ve bu süre diliminde iktidar, ekonomik ve politik kaygılar sebebiyle salgını bitirmeye, yavaşlatmaya yani yönetmeye dair gerçekçi adımlar atmadı. Sokağa çıkma yasakları getirilirken işçiler fabrikalarda, iş yerlerinde esnek ve kötü koşullarda çalışmaya zorlandı. Virüsten korunabilmek için en temel koruyucu ekipman olan maske dahil hiçbir koruyucu malzeme halka ve salgının ilk gününden itibaren belirsizliğin içinde mücadele eden sağlık emekçilerine sağlanmadı. Vakıa ve ölüm oranları gizli tutularak bir normalleşme söylemi ile salgının yaygınlaşmasına izin verildi.

Türk Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek odaları, bilim insanları salgının yönetilmediğini, tükendiklerini dillendirse de dikkate alınmadılar. Sağlık sisteminin çöküşünün fragmanını izliyoruz. Hastanelerde oluşan sıralar, müşteri olarak görülen hastalar, her gün bir sağlık emekçisini yitirmemiz ve aynı zamanda sağlık emekçilerine yönelik artan şiddet kanıt niteliği taşımaktadır. Geldiğimiz noktada binlerce insanı ve yüzlerce sağlık emekçisini kaybetmenin üzüntüsü ve öfkesi içindeyiz.

Salgının kimi ne kadar etkilediği sorusu bir yanıyla sınıfsal bir yanıyla erkek egemen sistemle bağlantılı. Kadınlar, tüm dünyada sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının %70ini oluşturuyorlar. Hal böyle olunca, en fazla etkiye kadınlar maruz kalıyorlar: Hem iş yerinde hem de evde. Peki kadın sağlık çalışanlarının yaşadıkları sorunlar neler? Bunlara dair talepler neler olmalı?

Elbette az önce bahsettiğim gibi tüm sağlık emekçilerini etkileyen süreç kadınları çok daha fazla etkiledi. Bunun bir sebebi dediğiniz gibi patriyarkanın yüzyıllardır kadınları bakım emeğinin öznesi haline getirmesidir çünkü pandemi ile birlikte ev içerisinde artan iş yükü de bütünüyle kadınların omuzlarına yüklenmiştir. Pandemi öncesinde esnek ve güvencesiz çalışma koşulları pandemi ile katmerlenerek devam etti. Ev içi iş yükü artan kadınları hastanelerde ve sağlık merkezlerinde esnek, güvencesiz, orantısız çalışma saatleri karşılarken kadınlar istifa etmeye mecbur bırakıldı. ABD’ de bir ay içerisinde 860 bin kadın istihdam piyasasından çekilirken aynı ay içerisinde işinden ayrılan erkeklerin sayısı sadece 200 bindir.

Tüm bunların yanında ise salgın ile daha da artan ve İstanbul Sözleşmesi’ne saldırılarla meşrulaştırılan kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri var. İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılar kadına yönelik şiddeti meşrulaştırırken sağlık emekçisi olan kadınları teğet geçmedi elbette. Kadınlar çalıştıkları sağlık kurumlarında hasta yakınları tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete uğruyor. Çalışma arkadaşları tarafından tacize ve şiddete uğruyor, mobinge maruz kalıyorlar. 

Pandemi sürecinde sağlık çalışanları için destek eylemleri yapıldı; alkışlamalar bunların başında geliyor. Öbür yandan ama onları koruyucu somut adımların da atılmadığı aşikar. Alkışlamak yetmiyor. Bunun aksine hala sağlıkta şiddet vakıaları fazlasıyla mevcut. Bu süreçte kadınların hastane içerisinde maruz kaldıkları mobbing, şiddet olaylarında niceliksel değişimler oldu mu? Artma ya da azalma?

Niceliksel olarak günden güne çok daha fazla arttığını söyleyebiliriz elbette. Pandemi süreci sağlık emekçilerinin yoğun çalışma ve ek nöbetlere maruz bırakıldığı bir dönem olarak yaşanıyor. Aynı zamanda iktidarın bu süreci yönetememesi ile sağlık sisteminde çöküşler hissediliyor ve halkta bir öfke biriktiriyor. Bu öfke; bir biçimiyle iktidara yöneltilmeli fakat aksine canla başla, ağır bedeller ödeyerek yaşamını yitirmek pahasına çalışan sağlık çalışanlarına şiddet şeklinde geri dönüyor.

Kapılar arkasına sığınan, ölümle tehdit edilen sağlık emekçilerini gördük. Fakat maalesef buraya dair bir yasa görmedik. Bu noktada kadınların hasta yakınları tarafından erkeklere oranla daha fazla fiziksel ve psikolojik şiddete uğradığını söyleyebiliriz. Çalıştığımız sağlık kurumları içerisinde hem hasta yakınları hem de çalışanlar tarafından cinsiyetçi söylemler, küfürler işitiyoruz. Sanki gündelik yaşamın bir zorunluluğu ve normali gibi tekrarlanan küfürler ve söylemler bunlar. Bir diğer nokta da hastanede uygulanan mobbing, uzun ve insani olmayan çalışma koşulları da söz konusu. Covid-19 pandemi süreci bu koşulları daha da katlanılmaz bir duruma getirdi. Sağlık çalışanları özellikle kadınlar istifa etmek zorunda bırakıldılar. “Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz” sloganıyla aylardır haklarımızı talep ediyoruz.

Sağlık alanı, bir yanıyla da erkek egemen bir alan. Onlara göre dizayn edilmiş mekanlar, çalışma aletleri vb. Pandemi döneminde kadın sağlık çalışanlarının karşılaştığı bir sorun da koruyucu ekipmanların erkeklerin bedenine uygun biçimde tasarlanmasıydı. Siz buna dair neler söylersiniz?

Koruyucu ekipmanların bedeninize oturmasını sağlamak için hep bir yerlerden kırpmak zorundasınız. Ben genelde boyumdan kaynaklı alt kısımdan kırpıyorum.  

Sizi terleten, boğuluyor muşsunuz gibi hissettiren bir tulumun içinde çalışırken aynı zamanda regl iseniz hayat gerçekten çok zor. Düşününce dahi zorlanıyorsunuzdur. Regl izni tüm sektörlerde gerekliyken elbette sağlık çalışanı olan kadınlar için de öyle.

Koruyucu ekipmanlar dediğiniz gibi erkeklerin fiziksel özelliklerine uygun olarak tasarlanıyor. Standart olarak üretilenler de var ama hep birlikte soralım o halde kimin standardı bu?  %70’ini kadınların oluşturduğu çalışma alanlarında neden tüm standartlar erkeklere göre olmak zorunda. Bu gerçek yüzyıllardır tıp gibi bir bilim alanından kadınların soyutlanması hatta cadı avlarıyla silinmeye çalışılmasıyla da bağlantılı.

Sağlık çalışanı olan kadınlar üzerinden düşünürsek, aslında sağlık alanında çokça düzenlemeye ihtiyaç var bu süreçte. Süt izninden, ücretli izinlere kadar. Buralara dair neler söylersiniz? Kadın sağlık çalışanlarını bu alanlarda kapsayacak ne gibi düzenlemelere ihtiyaç var? 

Siz hiç evlenmeyi ve çocuk yapmayı düşündüğü için işe alınmayan veya işten kovulan sağlık emekçisi erkek gördünüz mü?  Biz kadınlar için şe alınırken ilk sorular tüm zamanını buraya harcamasına engel oluşturan durumları içeren şeylere dair. Oysa biz bu soruların erkeklere sorulmadığını biliyoruz. Haklarımızın arkasındayız. Bu gasp farklarını önleyecek yasa tasarıları talep ediyoruz.

Hali hazırda süt izni, doğum izni gibi izinlerimiz var. Ancak bu izinler toplumsal cinsiyet eşitliğinden yoksun, kadını eve kapatan ve bakım yükünü sadece kadınlara bırakan bir yerde. Çocuğun bakımı sadece kadına aitmiş ve bunu yapmak zorundaymış gibi verilen tek taraflı doğum izinleri değiştirilmelidir. Kadınların doğumdan önce 8 ve doğumdan sonra 8 olmak üzere 16 haftalık izinleri var. Ancak erkeklerin babalık izinleri sadece 5 gün ile sınırlı. Babalık izin günü sayısının arttırılmasını ve eşitliği talep ediyoruz.

Çocuğun bakımından tek başına sorumlu olan kadınlar ve erkekler de ücretli idari izin kapsamına alınmalıdır. Sağlık çalışanı olan kadınların süt izninde olanları da ücretli idari izinli sayılmalıdır. Çocuklar için güvenli kreşler sağlanması da taleplerimizden biri…

Son olarak, kadın sağlık çalışanları üzerine ya da doğrudan kadınlara sizi eklemek istedikleriniz varsa alabiliriz. Teşekkür ederiz.

Bahsettiğim tüm sorunlar sağlık emekçilerine ait ancak sadece sağlık emekçisi kadınların problemleri değil ve tesadüf değil. İstanbul Sözleşmesi’ni gündeme gelmesinden, erkek egemen devletin ve yargının kadın düşmanı politikalarından, yüzyıllardır yaratılmak istenen makbul kadın algısından bağımsız değil. Bu sebepten elbette bizler sağlık alanında mücadele vermeye haklarımızı talep etmeye devam edeceğiz ancak bu mücadele kadın özgürlük mücadelesi ile omuz omuza verilecek bir mücadeledir. Bu sebeple tüm sağlık emekçisi olan kadınları mücadeleyi büyütmeye, birlikte güçlü olmaya çağırıyorum.

Feminerva’ya da kadınların sağlık alanında yaşadıkları daha öznel problemleri teşhir ettiği için çok teşekkür ederim .

Yaşasın kadın dayanışması!