Heybe

Son Zamanlar

Evin küçüğü olmanın bütün imkânlarını kullandım, ne ana dinledim ne baba. Ne kanaviçe işledim ne zincir çektim. İt ayağı yemiş gibi sokaklardaydım. Gezen papuç bok getirir deseler de duymadım. Getirdiğim bokları da yalanlara sarıp kapı önlerinde bıraktım. Bugün kalem kıvrak yazıyorsa biraz da dünün o yalanlarındandır.

Laura Makabresku

Küçük, yakın çevremde eksik etek halimle akil kişi sayılır, kıymet görürüm.

Neden?

Nedeni çok basit, elimde kalem var ve fena kullanmıyorum!

Babam ders kitaplarının dışında romandan hele de şiirden çok korkan biriydi. Bizi cinle periyle değil de kitapları toplayıp yakan polislerle korkuturdu. Babama kalsa, Türkçe de tarih de müfredattan öğrenilirdi. Anneme kalsa “Helbe babanız doğru bilir” hükmünü sürerdi önümüze. Zira okuryazar olmayan haliyle annem, babamın ilkokul diplomasını ve bir üniversitenin dersliğinden dersliğine ellinde süpürgeyle koşturmasını pek bir ciddiye alırdı. Yüz metre kare evin içinde günbegün azalan annemden ve tabi ki de bizden fazlasını bilecekti babam.

Komşu evlerde de durum aşağı yukarı benzer hallerde olunca, elime kalemi almış olmam, bir ellilik boyuma rağmen beni çok görünür kılmıştı. Yazdığım kitaplar karnımı doyurmuyor olsa da ruhum okşanıyordu.

Yıllar sonra kapı komşumuz Hasan amca çok bunalmış, kaybolmuş, anlatıyor da anlatıyor, yol soruyor bana. Yalnız bir gariplik var dilinde, saçaklı, sümüklü, çocuk halim gözlerinin önünden geçmişken, Hasan amca bana durmadan Ayten hanım diyor. (H’ler de gırtlaktan çıkıyor). Sonunda dayanamadım, “Hasan amca sen bana niye durmadan hanım diyorsun ki? Senin bahçedeki elmaları çalarak büyüdüm ben,  Ayten desene bana.

Hiç olur mu? Sen artık Ayten değilsin ki, okumuş, üstelik kaç kitap yazmışsın!

****

İnsanın birbirinden güzel dört kızı olursa tabi ki geceleri başını yastığa rahat koyamaz. Babam da bizi evlendirene kadar ne deliksiz bir uyku uyudu ne de annemi uyuttu. En büyük ablam, babamın dikenlerinin en sık zamanlarına denk geldi. En çok ona yazık oldu, sağı solu kimi hala iyileşmeyen çiziklerle dolu. Diğer iki ablam da tüm itirazlarına rağmen babamdan yana paylarına düşenleri toplamak zorunda kaldılar. Bizim oralarda evin küçüğü olacağına, iti ol daha iyi derler. Bana kalırsa yanlış diyor o diyenler. Büyükler yaşlanmıştır sana gelene kadar. Dikenleri, zehirleri kırılıp akmıştır akacağı kadar. Zaman eski köşeleri rüzgâr gibi törpülemiştir çoğu yerinden. Üstelik yolda bir başına tek değilsindir öncekiler gibi. Ablaların yürürken gözleri, kulakları bir yandan hep arkadadır. Senin bu kadar oradan oraya zıplaman, her telde ayrı ötmen bir az da onların varlığındandır.

Evin küçüğü olmanın bütün imkânlarını kullandım, ne ana dinledim ne baba. Ne kanaviçe işledim ne zincir çektim. İt ayağı yemiş gibi sokaklardaydım.  Gezen papuç bok getirir deseler de duymadım. Getirdiğim bokları da yalanlara sarıp kapı önlerinde bıraktım. Bugün kalem kıvrak yazıyorsa biraz da dünün o yalanlarındandır.

Artık annemle babam çok uzaklara gittiler. Şimdi gittikleri uzaklardan son halimi görüyorlarsa, dizlerine vurup tükürüyorlardır; Allah senin canını almaya, vay senin çarkına, deliliğin bize miydi?

Evlere barklara sığmayan ben, korana günlerinde bir evcimen oldum, aman bir hamarat oldum. Düğme dikemeyen Ayten, bir cesaretle ellisinde dikiş makinesinin önüne oturdu. Biraz eğri bile olsa mutfağına çiçekli perdeler dikti, hızını alamayıp allı güllü çantalara geçti. Herkes eve sığar Ayten eve sığamaz diyen konu komşunun ağzı açık kaldı. Meğer içimde benim de görmediğim tığ tutmayı seven bir hatun varmış da kafasını uzatmak için bu günleri bekliyormuş! Aylardır baş başayım ve kendi canımdan sıkılmadım.

Yukarıda demiştim küçük yakın çevremde akil kişi diye bilinirim. İşte bu süreçte kapı dışarı çıkmadım ama eline telefonu alana uzaktan dilim döndüğünce hikâyeler anlatmaya devam ettim. Eski komşum Selvi Abla aradı;

Seni dinleyip sonunda psikoloğa gittim.

Çok iyi yapmışsın Selvi Abla.

Bana dedi ki, kendine iyi davran.

Güzel demiş, öyleyse sen de iyi davran.

Nasıl davranayım yani?

Önce kendini sev.

Bak valla psikologda öyle dedi. Ama nasıl yapacağımı söylemedi?

Yüzünü yıkarken aynaya bak ve kendine de ki günaydın Selvi, bugün çok güzel bir gün olacak. Sonra göz kırp kendine bugün yine çok güzelsin deyiver. Vücudun senin vatanın ona dokunmaya korkma.

Biliyor musun günlerce aynaya bakmadığım oluyor.

Ama öyle yapma Selvi ablacığım, kendinle ilgilen biraz. Bak sen beni yıllar önce dinleseydin o adamla flört eder, evlenmesen de sevgili olurdun. Sevmek sevilmek, cinsellik de bir ihtiyaç.  

Bak hele doktor ne dedi, sen hiç mastürbasyon yapıyor musun? Aboo kıpkırmızı oldum.  Bir kez bir kitapta okumuştum ama hiç yapmadım dedim.

Selvi abla sana bir ödev veriyorum. Bugün küçük Selvi’yle tanış, elini uzat ona. Yeter onu yok saydığın.

Küçük Selvi de kim?

Hani yıllarca bacaklarının arasında sıkı sıkıya koruyup yanına bile yaklaşmadığın…

Haaa! Kız Ayten sen iyi ki yazar olmuşsun, yoksa bunları böyle rahat kiminle konuşacaktım?

Abartma Selvi abla, bunları herkes konuşur sen de konuş. Hatta konuşmakla kalma. Bak yarın seni arayıp ödevini yapıp yapmadığını soracağım ona göre.

****

 Yaşıtlarım yorulmuş, yeni insanlarla tanışmaktan çekinirken ben uslanmaz biçimde olmadık yerlerde, beklenmeyecek bir enerjiyle kapıları açıyorum.

Kübra’yla öyle tanıştık, bana yazdı, kitaplarımı okumuş çay içmek istiyormuş benimle. Neden olmasın dedim. Kocam “Sen böyle her okurunla tanışacak mısın,” dedi. Oğlum babayı kışkırtmaya çalışarak, “Baba Allah’tan bu okur bir kadın ve sadece çay içmek istiyor.”

Kübra yirmi dört yaşında, türbanla çevrelenmiş yüzünde gözleri ışıl ışıl. Birbirimizin sohbetinden sıcaklığından çok hoşlandık. Dilimiz bugün değil de sanki dünden tanışmış. Aynı müziklerde ritim tutup aynı türkülerde kendimizden geçtiğimizi görünce tanışıklığı orada bırakmadık.

Sonra aramıza korana girdi. Neyse ki telefon var, neyse ki görüntülü arama.

Geçen akşam aradı, karşımda ilk kez başı açık duruyordu.

Saçların ne güzelmiş, dedim. Sen ne kadar güzel bir kızmışsın.

Abla ben türbanı çıkardım, dedi.

Nasıl yani?

Bayağı, çözüp açtım, artık takmayacağım.

Nasıl verdin bu kararı?

Abla sen de görüyordun ya, görüntüm ve içim uyumlu değildi. Çelişkilere son verdim.

Radikal bir karar.

Abla düşündüm, düşündüm ve dedim ki kendime; kavga etmekten korkma.

Ev halkı ne tepki verdi?

Babam beni destekledi, ama annem ağzıma sıçtı.

 Oğlum Kübra’yı türbansız görünce “Bu kızı sen yoldan çıkardın değil mi,” dedi.

Tövbe tövbe…