Cadı Kazanı

Suffragette’lerden Dijital Feminizme

Toplumsal ve politik araçlar, işlevi ve önemine göre, tarihin her döneminde iktidarların “ilgisini” çekmiştir. Bugün içinde bulunduğumuz tarih de buna internet üzerinden, özellikle de sosyal medya kanalları üzerinden kendi örneğini veriyor.

Feminizmin tarihinde 18. yüzyıl Fransız Devrimi’nde Fransız düşünür Olympe de Gouges’den, Kadın Haklarının Savunusu (Vindication of the Rights of Women) adlı eserin yazarı Mary Wollstonecraft’a kadar geçmişe gidebiliriz.

Feminizmin birinci dalgası, ilk adımlarından yola çıkarak siyasi ve toplumsal eşitlik mücadeleleri olarak tanımlanıyor. Oy hakkı, yönetimde yer alma, eğitimde eşitlik gibi somut talepler öne çıkıyor. Daha sonra giderek genişleyecek olan taleplerin içeriği, feminist mücadelenin kendi tarihsel bağlamı içerisinde ve onun tarafından belirlenecektir.

İkinci dalgaya bakıldığı zaman ise, kadınların kendi bedenlerini ve cinselliklerini öne çıkardığı görülüyor. Özel alan tartışmaları ve “özel alan politiktir” söylemi yine bu dönemde ortaya çıkıyor. Bu söylem, politik içeriğinin ve toplumsal gerçekliğe dokunuşunun sahiciliği sayesinde, yeni mücadele perspektifinin zeminini oluşturacak şekilde benimseniyor.

Üçüncü dalgada; toplumsal cinsiyet, sınıf, ırk, ulus gibi kavramların feminist bir bakışla yeniden incelendiği ve kimlik tartışmalarına başlandığı gözlemleniyor. Post-modern döneme özgü kimi sorunlarla ilişkilenmesi kaçınılmaz olan feminist hareket, tüm bu alanlardaki hararetli tartışmalara, kendi durduğu yerden ürettiği özgün yaklaşımlarla katılıyor.

Dördüncü dalga denebilecek olan yeni durum ise, yeni ve keskin tarihsel dönüşümlerin hızla gerçekleştiği bir dönemi işaret ediyor. Burada artık “dijital aktivizm” gibi kavramlarla karşılaşıyoruz. Bu dönemine has bir içerik ve zenginlikle ortaya çıkan bu kavramlar, yeni ve güncel olana işaret ettiği için birçok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Ve dördüncü dalga olarak hayatımıza giren dijital feminizm bizim de bu yazıda daha çok üzerinde durmak istediğimiz bir konu.

Feminizmin dalgalara ayrılması ve bu kapsamda incelenmesi ise sadece metaforik birer nesil ayrımı değildir. Bu dalgalanmalar yalnızca metodolojik anlamda kavrayışı kolaylaştırmak maksadıyla yapılmış da değildir, daha doğrusu dışarıdan bir müdahale ile yapay bir ayırma değildir.

Dalgalanmalar ne yalnız kopuşu ifade eder ne de sürekliliği. Kopuş ve süreklilik bu tarihsel dönemlerin keskin biçim ve içerikleri değildir. Zaman zaman gözlemlenebilen kimi kopuş anları, kendi içlerinde süreklilik nüvelerini taşıdığı için bir yarılmaya işaret etmez. Süreklilik bahsinde kesin olan bir şey varsa eğer o da biçim ve içerik değiştirerek de olsa süren feminist mücadelenin bizatihi kendisidir. Talepler ve itiraz noktaları kendi tarihsel bağlamına göre değişse de bunun değişmediği açıktır.

Dijital aktivizm

Sosyal medya yalnızca bir iletişim aracı olarak kullanılmaktan uzun zaman önce çıktı. Bu açık bir şekilde ortada olsa da bu durumun neye evirildiği ve nereye varacağı aynı açıklıkta değildir.

Sosyal medya üzerine süren tartışmalar bu platformların, işlevleri ve etkileri açısından toplumsal ve politik içeriğe sahip olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Buna kanıt bulmak bugün özellikle epey kolay. Sosyal medya üzerinden neredeyse bir baskı grubu işlevselliğine, etkililiğine erişen ortak hareketler oluşabiliyor, bu mecra iktidarların, egemenlerin özel yasalarla önüne geçmek istediği toplumsal pratiklere yol açabiliyor.

Hayatın aktığı bir başka kanal olarak sosyal medya, bugün milyarlarca insanın kullanımında. Bu çokluk, bir potansiyel olarak, her iktidar için kontrolü arzulanan bir alana dönmüş durumda.

Buradaki yenilikler, sosyal medya üzerinden kendini var edişler şüphesiz kadın mücadelesinin içeriğini ve biçimini de etkilemiştir. Bu topyekun bir etkileme olmasa da çağın kendi etkisi olması açısından önemlidir.

Tartışmaların, mücadelenin, aktivizmin bir yönüyle ve kısmıyla “dijitale taşınma” durumu, bir yandan kitleyi genişletirken diğer yandan da kadın mücadelesinin yeni alanlarda kendini var etmesini, oralarda güçlenmesini, sınırlarını aşmasını, kendi gündemini yaratmasını ve bu mücadelenin her yerde kendine yer bulmasını sağlamıştır.

Bir mücadele alanı olarak, sosyal medya

Toplumsal ve politik araçlar, işlevi ve önemine göre, tarihin her döneminde iktidarların “ilgisini” çekmiştir. Bugün içinde bulunduğumuz tarih de buna İnternet üzerinden, özellikle de sosyal medya kanalları üzerinden kendi örneğini veriyor.

Bu platformlar milyonlarca insanın içinde bulunduğu yeni bir toplumsal ve kamusal alan yaratarak iktidarları bir hayli meşgul edecek noktaya kadar varmış durumda. Bu anlamıyla iki yönlü bir gerçekliğe sahiptir İnternet ve sosyal medya kullanımları. Bunun bir yönü iktidarlar için, diğer yönü ise toplumsal muhalefet kesimleri için geçerli.

Buradaki ikinci kesimde, iktidarların özel “ilgisine” maruz kalan toplumsal dinamik, yarattığı etki alanı, güçlü ve hızlı örgütlenmesiyle şüphesiz kadın mücadelesidir. Bu açıdan bu özel ilginin nedeni çok açık. Fakat açık olan yalnız bu değildir. Kadın mücadelesinin sürmeye devam ettiği ve güçlenerek devam edeceği en az iktidarın gerçekliği kadar açık olan bir diğer şeydir. Özellikle kadın mücadelemiz şimdiye kadar bu noktada birçok kazanım elde etmiştir. Şule Çet davası bunun en önemli örneklerindendir.

#MeToo, #LasTesis, #UykularınızKaçsın

Feminizm kendi gündemini yaratıp, var olan gündeme söz söylerken aynı zamanda mücadele hattını da genişletiyor ve güçlendiriyor.

Kadınlar, online olarak çok hızlı ve güçlü örgütlenebiliyor. Dünyanın dört bir yanından haberdar olup, dayanışmayı büyütebiliyor. Kadın dayanışmasının sınırları da ortadan kalkıyor.

Hollywood’da başlayan #MeToo hareketi, enternasyonal bir boyuta ulaşmış, kadınlar yaşadıklarını hep bir ağızdan anlatmaya başlamışlardı. #LasTesis dansı Şili’de başlamış, Lübnan’dan Arjantin’e kadar kadınların tecavüzcüleri işaret ettikleri enternasyonal bir protesto haline gelmişti. #MeToo hareketinin bir ayağı da yakın zamanda Türkiye’de kendisini göstermiş, kadınlar #UykularınızKaçsın etiketiyle özellikle edebiyat dünyasında yer etmiş tacizcileri ifşa etmişlerdi.

Hastag çalışmaları artık toplumsal muhalefetin ve elbette ki kadın mücadelesinin örgütlenme alanlarının, somut kampanya çalışmalarının birer ayağı olarak kullanılıyor.

Twitterdan sokaklara

Bu tartışmalar ve dijital aktivizm yine de belli eksiklikleri ve riskleri içinde barındırmaktadır.

Sosyal medyanın daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağladığından bahsetmiştik fakat bizleri, mücadelemizi ulaştıramadığı bir kesim var ki, İnternete erişimi olmayan kadınlar ya da erişimi olsa da ortak ağlar, kanallar olmadığı için yaklaşamadığımız, sözümüzü evine düşüremediğimiz… Burada şüphesiz var olan kadim mücadele yöntemlerine yenileri de eklenmek zorunda. Tüm bunlarla birlikte hepsinin bir arada aktığı topyekun bir mücadele dinamiği yaratmak elimizde.

Sistem tarafından içerilme bütün mücadele dinamiklerinin taşıdığı bir risktir. Bu yüzden bizler mücadelemizi tam da buna göre ve buna karşı inşa etmek durumundayız.  Kapitalizmin mücadelemizi içerme hamlelerine karşı, feminizmin bir “popüler kültür” haline getirilme riskine karşı mücadele temellerimizi iyi kurmak, sistemin bir parçası haline gelmeyen anti kapitalist çizgimizi kalınlaştırmak ve korumak zorundayız. Dijitaldeki en büyük risklerden biri de budur.

Bu riskin önüne; dijital platformların ve dijital örgütlenmenin önemini vurgularken, yüzümüzü sokaklara ve meydanlara dönerek geçebiliriz. Dijitale sıkışmayan ama onu görmezden de gelmeyen, aynı zamanda sokağın nabzını tutan bir mücadele yeni dönemin belirleyicisi olacaktır.