Hemhal

Arjantin-Kürtaj Hakları Mücadelesi

Kadın hakları aktivisti ve Arjantin İşçi Partisi üyesi Vanina Biasi ile kürtajın yasalaştırılması sürecini konuştuk. Katolik kilisesinin tutumlarından, kazanılan kürtaj hakkının nasıl uygulanacağına kadar, Arjantin’deki kürtaj hakkı mücadelesine dair bir çok şeyi aydınlatan bir röportaj sizleri bekliyor.

Buenos Aires, Arjantin – 30 Aralık, Marcelo Endelli

Feminerva: Kısaca seni tanıyabilir miyiz? Neler yapıyorsun?

Vanina Biasi: Adım Vanina Biasi, 25 yıldır Buenos Aires Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesinde idari çalışan, 11 yıldır aynı yerde anti-bürokratik delege ve kadın hakları aktivistiyim. 21 yıl önce Kadın Çalışanlar Genel Kurulu Örgütünün kurulmasını teşvik eden Arjantin İşçi Partisi’nin üyesiyim.

Öncelikle, mücadelenizin başarısı için tüm Arjantinli kadınları tebrik ederek başlamak istiyoruz. Aslında, yıllardır inanılmaz bir mücadele yaşandı ve kürtaj sonunda yasalaştı.  Nasıl hissediyorsunuz ve bu durumu aranızda nasıl değerlendirdiniz?

Arjantin’de yasal kürtaj zaferi, ülkemizin acımasız bir ekonomik ve sosyal kriz yaşadığı bir zamanda gerçekleşti. Aslında Alberto Fernandez, kürtaj ve diğer kadın hakları açısından kadın hareketinin tarihsel düşmanı olan bir siyasi akımın temsilcisidir. Ancak 2018’de Arjantin’de ve tüm Latin Amerika’da (Ekvador, Kolombiya, Şili’deki isyanlar) sarsıcı bir bağlam ve bir birlikte hareket etme ihtiyacı, iki milyon kişiyi harekete geçirdi ve popüler bir isyanın fitilini ateşleyebildi. Bu isyan, Alberto Fernandez’i IMF ile anlaşmaya varmak; ekonomik ve sosyal uyum dayatmalarına uymak ve Katolik Kilisesiyle, özellikle Papa Francisco’yla olan, derin ilişkileri korumak için; yasal kürtaj hakkını “daha az kötü” olarak siyasi alanına dahil etmek zorunda bıraktı.

Şu anda Alberto Fernandez hükümeti, yasal kürtaj hakkı gibi, kitleler arasında önemli derecede dikkat çekecek, bir etki yaratacak başka herhangi bir şeyi uygulayacak şartlara sahip olmadığı için, kürtajı yasalaştırdı. Böylesi ilerici bir politikadan yararlanmak onun için çok önemliydi.

Uzun süredir kürtaj yasası için ciddi bir mücadele içinde olduğunuzu biliyoruz ve bunu yakından takip ediyoruz. Bu mücadele tam olarak ne zaman ve nasıl başladı?

Arjantin’de yasal kürtaj hakkı için mücadele 1983 yılında askeri diktatörlük rejimi sona erdiğinde başladı. Farklı yapılardan militanların kitlesel infazlarıyla, devlet tarafından işlenen bir soykırımdan geldik. Diktatörlüğün temel desteklerinden biri Katolik Kilisesi tarafından sağlandı. Bizzat Bergoglio (Papa Francisco), “Kurtuluş Teolojisi” doğrultusunda aktif olan Cizvit rahipleri Orlando Yorio ve Francisco Jalics’i ve sorumlu din adamlarını diktatörlüğe teslim etmekten ve diktatörlüğün en kanlı askerlerinden Emilio Massera ile dostluk ilişkisini sürdürmekten sorumlu olarak gösteriliyor.

Bu burjuva demokrasisine doğru geçiş anında, yasal kürtaj hakkı kadınların özgürleştirilmesi için güçlü bir ifade olabilirdi. Fakat öyle olmadı.  En sonunda, patronaj partilerinin büyük çoğunluğu Kilise ile uzlaştı, son olarak Peronizm[1] (kadınların ve çeşitliliklerin son ayaklanma dalgasına kadar, feminizmin siyasi düşman gücü) talebi üstlendi ve artan bir güçle onun yönünü seçtiler.

Şimdi, devleti kendi anayasasından farklı kurumsal düzeylerde Katolik Kilisesi ile bütünleştiren geri kalmış bir ülkeden bahsediyoruz. Kilise ülkedeki eğitim sisteminin yarısını, sağlık şirketlerinin büyük bir bölümünü yönetiyor ve aynı zamanda rejim partilerinin üzerinde büyük bir etkisi var. Nasıl bir varlığa sahip olduklarını düşünürsek, devletin karşısında güçlü bir çarpışma yaratma etkisine sahip olduklarını görebiliriz.

Kürtajın cezalandırılması; gerici kilisenin verdiği ideolojik kılavuzlar ve materyallerle kadınları ve bir bütün olarak işçi sınıfını disipline etmek için kilise ile kapitalist devlet arasındaki ittifakın ifadesi oldu. Ülkemizde yasal kürtaj hareketinin öncüleri arasında Dora Coledesky (ölen eski Troçkist militan) ya da Alicia Schejter (örgütümüzde şu anki yoldaşım) gibi diğer kadınlarla birlikte kilise ve devlet ayrılığını mücadelenin bir parçası haline getiren kadınlar var.

Yasal kürtaj için aktivizm 80’lerde oldukça popülerdi, ardından bu zemine karşı güçlü bir tepki dönemi yaşandı. Carlos Menem hükümetini yönetenler, kilise ile ittifak içinde ve feminizme karşı mücadele etme konusundan yararlanabilecekleri herkesin entegrasyonuyla, bu karşı tepkiyi güçlendirdiler. O hükümet 1994’te No Nato[2] gününü (Çocuklara Doğum Hakkı) yasalaştırdı. Bugün yönetenler o hükümetin bir parçasıydı ve sessiz kaldılar ya da bazıları açık bir şekilde desteklediler, bugün ise yasal kürtaj hakkının zaferinden pay çıkarmaya çalışıyorlar.

Bu organizasyon bu kadar ısrarla ve devamlılıkla nasıl yürütüldü?

Arjantin’de Katolik Kilisesi’nin kamusal alanda ve kadın hakları üzerindeki muhafazakar gücünün ne kadar etkili olduğunu belirtmiştim. Ama bizim ısrarla örgütlenişimiz ve bu hakkı kazanmamızın bazı faktörlerini eklemek istiyorum:

Sosyal ve ekonomik kriz acımasız, Şili’deki ayaklanma, güçlü bir feminist müdahale ve rejimle yüzleşme, Latin Amerika’nın diğer ülkelerindeki ayaklanmalar, ekonomik çöküşün derinleşmesi (düşen ücretler, işsizlik ve nüfusun % 20’sinden fazla eksik istihdam) kadın mücadelesinin önünü açtı. Kadınların öfkesini örgütledi. Kürtaj mücadelesi de bunun bir parçası oldu. Kadın hareketi güçlendikçe güçlendi, yayıldıkça yayıldı.

Siyasi kutuplaşma ile kapitalist rejiminin “Sağcı” ya da “Neoliberal” varyantları rejimin bir parçası olarak halk tarafından gayet net biliniyor. İktidardaki hükümet kesin bir şekilde kazanması için yasal kürtaj için mücadele eden kesimden gelen oyları, “Yeşil Dalga”yı elde etmesi gerektiğini gayet iyi biliyordu. Bu da kazanımımızın önünü açtı.

Kilisenin bu karara tepkisi ne oldu, önümüzdeki dönemde bu kararla kürtajın rahatlıkla uygulanabileceğini düşünüyor musunuz? Yoksa uygulamada belirli sorunlar olur mu?

Kürtaj için ideolojik savaşı kaybeden Kilise, maddi çıkarlarını savunmaya odaklandı ve Katolik inancına aykırı tıbbi uygulamaları yapmayı reddeden şirketleri ve sağlık kurumlarını kürtaj uygulamalarının dışında tutmayı başardı. (Ülkede yıllardır yasal olan tüm uygulamalar döllenme tedavileri, vazektomiler da dahil) Devlet onlara bu uygulamaları yapmama yetkisi verdi.

Mevcut hükümet, şu anki devlet başkanı seçim kampanyasında yasal kürtaja destek verdiğini ilan etse bile, burjuvazinin bir kanadı ile Adaletçi Parti’nin ve Katolik Kilisesi’nin yönetici kanadı yeniden bir araya gelme dürtüsü içerisinde. Kilise bugün bile onu açıkça destekliyor. İfade ettiğim nedenlerden dolayı o siyasi blok tarafından yasal kürtaj yürürlüğe konuldu.

Uygulamada sorunlar olacaktır. Ancak buna karşılık en yaygın uygulama olan medikal kürtaj[3] sağlık sistemi için, -kadının veya kız çocuğunun ölümüne neden olmadıkları zaman- gizli yapılan kürtajlardan kaynaklanan komplikasyonları karşılamaktan -hastanede uzun süreli yatış ve ayrıca yoğun tedaviler gerektirmesi gibi- daha az gereksinimleri olan bir taleptir.

Kürtaj yasal olduğunda, medya daha çok yeni devlet başkanı Alberto Fernández’in ifadelerine ve olumlu tutumuna odaklandı. Kadınların ısrarlı direnişinden ve yıllardır süren mücadelelerinden pek bahsetmediler. Kadın hakları genellikle devlet veya hükümet başkanları tarafından verilen bir nimet olarak tanımlanır. Tüm dünyada böyle.

Evet bu böyledir. Kadınların bu zaferini kendilerine mal etme operasyonu devam ediyor, ancak bunu tam anlamıyla uygulayamadılar.

Arjantin’de bu yasaya karşı ne tür tepkiler oldu?

Katolik ve Evanjelik kiliseleri (ikincisi tüm Latin Amerika’da büyüyor), bazıları çok büyük olan mobilizasyon çağrılarında bulundu, ancak yeşil dalgayı aşmayı başaramadılar.

2018 yılında, proje başarısız olduğunda, kiliseye yardımcı olan desteklerden biri eski Cumhurbaşkanı ve şu anki başkan yardımcısı (Cristina Fernández de Kirchner) tarafından verilmişti. Bu tutum ona, kendisine açılmış davalar karşısında Katolik Kilisesi’nin belirgin bir desteğini kazandırmıştı.

Kanun onaylandıktan sonra kilisenin yargıya entegrasyonunu gösteren bazı adli sunumlar yapıldı. Yasa tüm eyalet eyaletleri için zorunlu olmasına rağmen, Chaco eyaletinde başvurusunu askıya aldılar.

Bu kazanım kadın mücadelesini ön plana çıkardı mı?

2015 yılından bu yana yaşanan kitlesel tahribata ve kadın cinayetlerine karşı oluşan tepki, o zamandan beri kadın hareketinin, siyasi gündemin en üst sıralarında yer almasına neden oldu. Aslında, yasanın onaylanmasında temel belirleyen etken buydu. Pandemi altında bile, kadın hareketinin mobilizasyonu muazzamdı. Bu kazanım sadece motivasyonumuzu arttırdı.

Önünüzdeki süreçten biraz bahsedebilir misiniz? Ne gibi hedefler ve planlar var?

Orta ve varlıklı sınıflar arasında olduğu gibi, iyi bir bakım ücreti ödemeyi karşılamayan sosyal sınıflar arasında da yasal kürtajın etkin uygulanması mücadelesine odaklandık.

2021 yılında güçlü bir şekilde artan ve bu artışta devletin ve hükümetlerin nüfusa karşı sorumluluğunu gösteren kadın cinayetlerine karşı da çok derin bir mücadele yürütüyoruz. Ülkemizdeki en yoksul kadınların %90’ından oluşan, ülkenin en düşük maaşlılarının en büyük sendikasında özel bir ev işçileri grubu kurduk. Bununla birlikte tabii ki, ülkemizdeki işçilerin mücadelelerinin ön saflarında yer alan ve toplumun toplumsal cinsiyet şiddetinden en çok etkilenen kesimi olan, devlet tarafından gerçekleştirilen güçlü savunmasızlık koşullarına maruz bırakılan, devletin kendisi tarafından sağlanan eğitimle ekonomik şiddetten başlayarak, eril şiddeti engellemeye karşı araçsız bırakılanların hareketinin; Piquetero[4], bir parçası olmaya da devam ediyoruz.

Dipnotlar

Bu röportaj İspanyolcadan Türkçeye Gizem Kaya tarafından çevrilmiştir…

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Peronizm

[2] El Día del No Nato: https://es.wikipedia.org/wiki/D%C3%ADa_del_Ni%C3%B1o_por_Nacer 

[3] “Medikal kürtaj, tıbbi düşük; ilaç veya tablet karışımı yoluyla erken gebeliklerde hamileliğin 10. haftasına kadar uygulanabilen cerrahi olmayan gebelik sonlandırmadır.” Women on Web

[4]  el Movimiento Piquetero: https://en.wikipedia.org/wiki/Piquetero