Hemhal

Kadın İşçilerin Cesaret ve Israrla Yüklü Direnişleri

Sinbo fabrikasındaki direnişten Dilbent ile ve SML Etiket fabrikasından Seçil ile, 1 Mayıs’a giderken işçi direnişlerini, kadın işçileri, Kod 29’u, direniş süreçlerini konuştuk. Son dönemlerde Korona ekonomik kriz ve artan yoksullaşma ile beraber lokal lokal artan işçi grevlerinde kadın işçilerin direnişlerde ki rolüne değindik.

Feminerva: Öncelikle direnişinizi selamlıyoruz. Özellikle pandemi ile şiddetlenen işçi düşmanlığı, işten çıkarılmalar ve onlarca haksızlığın ortasında yürüttüğünüz kararlı direniş oldukça anlamlı ve bizlere de güç veriyor.

Dilbent, bize biraz Sinbo fabrikasında sizi direnişi götüren süreçten bahsedebilir misin?

Dilbent: Pandemi sürecinde salgının yayılması ile birlikte çalıştığımız fabrikalarda üretim arttı, çünkü Avrupa ülkeleri kapanmaya gittiği için gerekli ürünler özellikle Türkiye gibi ülkelerden tedarik edilmeye başladı. Durum böyleyken ve burada üretim devam ederken hiçbir önlem alınmadan çalıştırıldık. Sinbo fabrikasında tek katlı maske ile 10-12 saat hijyensiz ortamlarda çalışmak durumunda bırakıldık. Bu fabrikada 700 işçi çalışmasına rağmen tek bir temizlik elemanı bile yok.

Pandemi sürecinden öncesine dönecek olursak aslında sendikal faaliyetimizi o zaman da yürütüyorduk. İşçi arkadaşlarımızı iş cinayetleri ile kaybettik, onlarca arkadaşımız sakat kaldı ve maaşlarımız da çok düzensiz yatırılıyordu. Bazen dört parçada ve belirsiz aralıklarla ödemelerimizi yapıyorlardı. Dolayısıyla bu koşullar nedeniyle sendikalı olmamız gerektiğini zaten pandemiden önce de açık bir şekilde görmüştük.

Üretim artınca, tek işçiye ancak iki kişinin yapabileceği iş dayatılınca ve ücretlerde de bir değişim olmayınca bizler de o anki ihtiyaç dahilinde sendikal çalışmamızı hızlandırmıştık. Salgından sonra taleplerimiz; ücretli izin, çalışma koşullarının düzeltilmesi ve salgına karşı önlemlerin alınmasıydı. Bu insani taleplerimiz ve haklarımıza sahip çıkmamız Sinbo yönetimini oldukça rahatsız etti çünkü bizim taleplerimizin karşılanması onların kazançlarının azalması demekti.

Bunun üzerine yönetim, fabrikada çalışan tüm işçiler arasından sadece bizi, yani 6 TOMİS[2] işçisini ücretsiz izne çıkardı ve hemen ardından 100 işçi alımı gerçekleştirdi. Aslında 18 Nisan 2020’de çıkarılan 7244 numaralı yasa ile ücretsiz izin hakkı getirilmiş ve işten çıkarmalar yasaklanmıştı. Ama aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan salgını fırsata çevirip üretimi artıracaklarını da açıklamıştı ve ortadaki çelişki oldukça açık. Çarkların dönmesi için işçilerin canı hiçe sayıldı ve bu ağır koşullara işçilerin ses çıkaramaması için ücretsiz izin hakkı patronlara adeta hediye edildi.

Ücretsiz izin hakkınızı iki kere uzatılmasıyla direnişiniz de başlamış oldu. Peki patronların tepkisi ne oldu? Başlangıçta direnişiniz aslında kazanımla sonuçlanmıştı sonrasında işten çıkarıldınız. Bu süreçte neler yaşandı?

Dilbent: Bizler 6 sendikalı işçi olarak haklarımızı talep ettiğimiz ve yapılan haksızlıklara itiraz ettiğimizden dolayı, cezalandırılmak için 2 aylık ücretsiz izne çıkarıldığımız ilk ayda hukuki süreç başlattık. Bu süreçte fabrika önünde basın açıklamaları yaptık ve içerdeki işçi arkadaşlarımızı bu süreç hakkında bilgilendirmek amacıyla bildiriler dağıttık. 2 aylık ücretsiz izin süremiz dolduktan sonra tekrar 2 ay daha uzatıldığına dair evlerimize tebligat gönderildi. 18 Kasım’da işbaşı yapmamız gerekirken bize dayatılan haksızlıklara karşı direniş çadırımızı kurduk.

Taleplerimiz ise şöyleydi; ücretsiz izin kaldırılsın, sendikalı ve güvenceli çalışmak istiyoruz. Buradaki direnişimiz dayanışma ile büyüdü, kamuoyu tarafından sahiplendi ve mecliste soru önergeleri ile gündeme getirildi. Bunun üzerine Çalışma Bakanlığı fabrikayı denetlemek zorunda kaldı. Yönetimle yapılan 4 saatlik toplantı sonucunda Sinbo patronlarının ücretsiz izin hakkını kötüye kullandığı ve sendikal faaliyeti engellediği bakanlık tarafından tespit edilmiş oldu. Ancak herhangi bir ceza veya yaptırım uygulanmadı, yani yine patronlar korunmuş ve cesaretlendirilmiş oldu.

Bu görüşmeler sonucunda iş başı yaptık fakat bu sefer de arkadaşlarımızı molalarda, yemeklerde göremediğimiz izole bir alanda çalışmaya zorlandık. Bu izole edilme durumu salgın koşullarından değil, sendikalı olmamız ve tehlikeli görülmemiz yüzündendi ki bunu her gün yapılan hakaretler, tehditler ve mobbing izledi. En son kameralar önünde bana karşı bir saldırı yaşandı ve bunun üzerine yönetime dilekçe verdik fakat kameralar keyfi olarak izlenmedi, şikâyetim manipüle edildi ve yönetimin de içinde olduğu bir tiyatronun sonucunda Kod-29 ile işten atıldım.

Seçil, SML Etiket fabrikasında direnişiniz nasıl başladı neler yaşandı?

Seçil: Bizler 22 arkadaşımızla birlikte 28 Ocak’ta keyfi bir şekilde işten çıkarıldık. Çalıştığımız yerde yürütülen sendika düşmanlığı ve taşeronlaşmaya karşı direnişe geçtik. İşçilerin istediği sendikaya üye olma, örgütlenebilme hakkını savunuyoruz. İnsanca yaşayabileceğimiz bir ücret talep ediyoruz. İsterdik ki işten atılan tüm arkadaşlarımız da bizimle bu direnişte yan yana olsaydı ama maalesef biz yalnız 3 kadın arkadaş olarak direnişe geçmeye karar verdik. Diğer arkadaşlarımız hayat şartlarından dolayı direnişe katılmasa da destekçimiz olarak yanımızdalar.

Patronların bize karşı uyguladığı baskı ve zulmü, düşük ücretleri, gece vardiyalarında çalışmayı ve erkeklerle aynı işi yapmamıza rağmen kadınlar olarak eşit ücret almayışımızı kabul etmiyoruz. Ayrıca içeride kreş hakkını da talep ettik. Kadınlar her yerde sömürülüyor maalesef. Burada yoğun bir şekilde geçen çalışma gününü bitirip eve gittiğimizde ev işlerini de biz yapmak zorunda kalıyoruz. Pandemi koşulları ile birlikte çocukların bakımının üzerine eğitimleri ile ilgilenmek de bizim üzerimize kaldı ve pandemi ile beraber kadınların sırtındaki iş yükü daha da katlandı.

Durum böyleyken iktidar bunun için ne yaptı? Sermayeyi, patronları koruyan adımlar attı sadece. Örneğin pandemi sürecinde 177 bin işçinin kod-29 ile işten atılmasına göz yumdu. Halbuki işten atılmaları yasaklamıştı sözde. Bu zor süreçte haklarını arayan, insanca koşullarda çalışma talebini dile getirenler ücretsiz izne gönderilerek cezalandırılıyor. Sendikalara üye oldukları için işten atılan Migros, Sinbo, SML Etiket, PTT işçileri bu nedenlerle direnmeye devam ediyor. Keyfi şekilde işten atılmaların durdurulmasını, özellikle kadınlar üzerindeki çifte sömürünün son bulmasını talep ediyoruz.

Peki Seçil SML Etiket fabrikasında kadınlar hangi koşullarda çalışıyor, ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?

Seçil: Birçok zorlukla karşı karşıyaydık. Mesela gece vardiyasında çalıştırılan kadınlar olarak işimizin yanı sıra kullandığımız makineleri tamir etmemiz, bütün süreçten sorumlu olmamız bekleniyordu. Gece vardiyasından çıkıp evimize gittiğimizde ustabaşı tarafından aranıp, bekledikleri kadar ürün çıkarmamışız diye taciz ediliyorduk. Zaten kadınlar için gece vardiyası başlı başına zorken bir de bizi denetleyenlerin mobbingine, baskısına maruz kalıyorduk.

Dinlenmemize, sosyal hayata asla vakit kalmayan koşullarda haftada 6 gün çalışıyoruz ama işverene göre çalışma koşullarımız gayet güzel ve şikayet etmemiz yersiz. Fabrikadaki çalışma koşullarının çok iyi olduğunu, eğer tanıdıkları kadınlar iş ararsa bu fabrikayı mutlaka önereceklerini söylüyorlar, dalga geçer gibi. Yakın zamanda burada yaşanan garip bir olayı aktarmak istiyorum. Gece vardiyasında kadınlar çalıştığı sırada güvenlik görevlileri tarafından fabrikada çığlık seslerinden oluşan şeyler dinletilmiş yüksek sesle. O esnada çalışan kadın arkadaşlarımız çok korkmuş ve ağlamıştı bunun üzerine. Bunu komiklik olsun diye yaptılarsa eğer, biz komik bulmuyoruz çünkü o sırada orada olan bir arkadaşımızın panik atak problemi vardı ve kendine zarar verebilirdi. İşte böyle koşullarda çalışıyoruz maalesef ve güvenli hissetmediğimiz gece vardiyaları kaldırılsın istiyoruz.

Kod 29 üzerine biraz daha konuşalım isteriz. Pandemide güya işten çıkarmalar yasaklandı ama Kod -29’un varlığı patronlar için neredeyse hediye oldu. Son bir yılda neredeyse 180 bin işçi bu sebeple işten atılmış. Nedir bu Kod-29, neden buna başvuruluyor?

Dilbent: Kod-29 ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranan, bu yönde tavır sergileyen kişiler için kullanılıyor. Bunun içinde taciz, hırsızlık, işi aksatma, işyerindeki çalışma ortamında huzursuzluk yaratma gibi durumlar var. Dönüp baktığımızda geçmiş yıllarda da kullanılmış ama işten çıkarma yasaklarından sonra bu kadar yoğun başvurulmasının bir anlamı olduğu çok açık.

Sayılara baktığımızda işten çıkarmanın yasak olmadığı ortada. Hem de kod-29 uygulandığında işçiler tazminatları da ödenmeden işten atılıyorlar. Kötü koşullardan rahatsızlığını belirten, sendika faaliyetleri yürüten işçilere karşı yıldırma amacıyla kullanılan bir uygulamaya dönüştü. Biz işçiler salgın sürecinde sendikalaşmanın önemini biraz daha kavradık ve bu da patronlara bir tehlike olarak göründü.

Kod-29’a başvurmaktan hiç çekinmiyor ve kanıta ihtiyaç duymuyorlar. Bu nedenle de keyfi bir şekilde kullanılan bir uygulamaya dönüştü. Yalan belge hazırlayıp, yalancı şahitlere başvurarak bu süreci yürüten yöneticilere dair savcılığa başvuruda bulunduk. Direniş çadırımızı tam da bu yüzden kurduk. Ayrıca ana akım medyanın da gündemine aldığı yeni SGK açıklamasına göre sözde Kod-29 mağduriyeti sona erdirildi ama aslında başka başlıklarla kodlara bölündü ve haksızlık, hukuksuzluk aynı şekilde devam ediyor.

Seçil: İktidarın söylemine göre işten çıkarmalar pandemi sürecinde yasak ama uygulamaya baktığımızda bu kararın uygulanmadığını çünkü Kod-29 ile işten atılmaların çoğaldığını görüyoruz. Hızını artırarak devam eden üretim sürecinde tüm yük işçilerin sırtına yüklendi ve karşılığında adil bir ücret ödenmedi. Bir yandan da hemen her şeye gelen zamları, ekonomik krizi düşündüğümüzde geçinmenin imkânsız olduğu ortada. Bunları dile getirdiğimiz, ses çıkarttığımız için kapı önüne koyuluyoruz.

Burada özellikle de kadın işçiler bağlamında Kod-29’un anlamı üzerine konuşmak istiyoruz. Madde içeriğindeki “ahlaksızlık” özellikle kadın işçiler için çok fazla sorun yaratıyor, en çok zararı kadın işçiler görüyor. Buna dair siz neler düşünüyorsunuz?

Dilbent: Hem işyerinden uzaklaştırılıyoruz ve haklarımız gasp ediliyor hem de yaşamdan da izole edilmeye çalışılıyoruz. Çünkü sicili bozulan bir işçi yeni iş bulamıyor ve Türkiye’de 14 milyon işsiz varken Kod-29 ile işten çıkarılan birine iş vermek tercih edilmiyor. Böylece işçiler çaresizliğe ve açlığa itiliyor. Yasal haklarımızı savunduğumuz için yasa dışı bir muameleye maruz bırakılıyoruz açık bir şekilde.

Kod-29 ile işten atılanlar güvencesiz çalışmaya mahkum ediliyor. Ya pazarcılık yapıyor ya da atölye ve benzer yerlerde sigortasız ve zor şartlarda çalışmak durumunda kalıyor. Bu ülkede toplumsal cinsiyet eşitliği olmamasından kaynaklı olarak kadınlar bu zorlu durumdan misliyle etkileniyor. Kodun içeriğindeki ‘ahlaksızlık’ sıfatından dolayı kadınlar bu yafta altında hareket edemez hale geliyor, ailesi ve çevresi tarafından daha fazla yargılanabiliyor. Mesela ben bir kadın işçi olarak bu gerekçeyle işten atılmamı aileme ve çevreme açıklamakta zorlanıyordum. Ta ki bu kodun bu kadar adaletsiz kullanıldığı ayyuka çıkana kadar. İşyerlerinde daralmaya gidilmesi, işten çıkarmaların gündeme gelmesi durumlarında sayıca en çok etkilenenler yine kadınlar. Çünkü en çok kadınlar direniyor.

Haksız yere Kod-29 ile işten atılan 2 arkadaşımız daha oldu ve bunlardan biri kadındı. Biz kendisi ile sonrasında irtibat kurduğumuzda, bu şekilde işten çıkarıldığı için tedirgin olduğunu ve bunu ailesine, eşine nasıl açıklayacağı konusunda endişe yaşadığını aktardı bize. Kod-29’un amacının dışına çıkılarak işçileri sindirmek ve haklarını gasp etmek için kullanıldığını kamusal alanda yaydıkça, bu konu hakkındaki yanlış bilgileri görünür hale getirdikçe durumdan etkilenen kadınların da güç bulacağına inanıyorum.

Seçil: Bizim işten atılma sürecimizde Kod-29 uygulanmadı ama işten çıkarılmak istenen arkadaşlarımız istifa etmeye zorlandı. Bu süreçte biz 3 sendikalı işçi olarak bize dayatılan bu süreci kabul etmedik ve direnme kararı aldık. İstifa etmeyi kabul etmeyince ellerindeki tutanaklarla Kod-29’la işten atmak üzerinden tehdit ettiler. Bahsettikleri tutanaklar ise sözde “işe geç gelmek, hatalı ürün çıkarmak vb.” bahanelerden oluşuyor.

Son olarak söylemek istedikleriniz ve 1 Mayıs’a giderken işçilere iletmek istediğiniz mesajlarınız varsa ona da aracılık etmeyi isteriz.

Seçil: Taşeron işçiler kadroya alınsın ve taşeronlaşmaya son verilsin istiyoruz. Sendikal faaliyetlerinden dolayı atılan işçilerinin haklarının teslim edilmesini talep ediyoruz. İnsanca yaşayabileceğimiz ücretler ve kreş hakkı istiyoruz. Bugün aldığımız habere göre direnişimizden sonra işe geri çağrıldık ama önümüzdeki günlerde aynı haksızlıkları yaşamayacağımızın garantisi yok. Her şeye rağmen patronların ve iktidarın tehditlerinden korkmuyoruz ve sessiz kalmıyoruz. Sendika düşmanlığına karşı yürütülen süreci kabul etmeyeceğiz ve direnişleri büyütmek için elimizden geleni yapacağız. Direnişi sadece dar bir alanda sınırlı tutmadık ve haksızlığa uğrayan Migros işçilerinin de yanında olduk. Göz altına alındık, susmaya zorlandık ama her koşulda desteklemeye devam edeceğiz. Aynı şekilde Kod-29’la atılan Sinbo işçileri ile de dayanışma içerisinde olmaya devam edeceğiz.

Feshedilmeye çalışılan İstanbul Sözleşmesi için de alanlardaydık ve alanlarda olmaya devam edeceğiz. Barikatların önünde polis şiddetine maruz kaldık ama bunlar da bizi yıldıramaz. Haklarımızı alana kadar her koşulda direnmekten vazgeçmiyoruz. Burada, fabrikanın önünde direnişe geçtikten sonra bizi görünmez kılmak için elinden geleni yapan, servislerdeki işçiler bizi görmesin diye yerlerini değiştiren, fabrikanın etrafını brandalarla kapatan, aramıza setler çeken işverenlere rağmen direnişimizi sürdürdük. Bizim korkmak için sebebimiz yok ama patronların korkması için çok sebep var. Bunu bütün işçilerin, emekçilerin görmesi lazım. Kazanana kadar bu mücadeleyi hep beraber büyütmeye devam edeceğiz.

Dilbent: Bizler burada bir mücadele yürütüyoruz ama bu sadece bizimle sınırlı bir mücadele olmamalı. Öncelikle, kadın işçiler başta olmak üzere tüm işçileri bu direniş aracılığıyla kendilerine güvenmeleri konusunda cesaretlendirmek, mücadeleye dair yol ve yöntemleri çoğaltabilmek ve büyütmek için direniyoruz. Burada direnerek, mücadele ederek kararlılıkla devam ediyoruz fakat özellikle ana akım medya bu süreci çarpıtarak, manipüle ederek ve bizleri mağdur gibi göstererek süreci değersizleştirmeye çalışıyor. Bütün örtbas etme çabalarına karşı, haksızlığa uğrayan işçilerin saklanmak, kaçmak, pes etmek ve intihar etmek dışında direnme seçeneği olduğunu biz görüyoruz ve herkese göstermeye çalışıyoruz. 1 Mayıs’a doğru giderken tüm emekçileri haklarımızı, taleplerimizi yüksek sesle haykıracağımız alanlara çağırıyoruz. Bizler yasaklamalar, engellemeler karşısında geri adım atmadan alanlarda olacağız. Salgın koşullarında hiçbir önlem alınmadan çalıştırılan işçi, emekçileri, alanlara çıkmaktan alıkoyacak yasakları tanımayacağımızı bir kez daha buradan da duyurmak isteriz.


[1] Bu röportaj editörlerimizden Rojda Aksoy tarafından gerçekleştirilmiştir.

[2] Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası