Dosya

Medyanın Patriyarkal Gösterisi

Bin yıllardır varlığını sürdüren patriyarka, kapitalizmle kurduğu ilişkiyi şimdi kapitalizmin geliştirdiği araçlarla da kurarak sürdürmeye devam etmektedir. Bu ilişki sonucunda medya kadınlık ve annelik rollerini yeniden üretmenin, toplumsal ciniyet rollerini ve kutsal aile kurumunu korumanın ve derinleştirmenin araçlarından birisi haline gelmiştir.

Tekniğin gelişmesiyle birlikte, neredeyse her şey gibi medya da dönüşüm geçirmiştir. Koca gazete sayfalarından dergilere, televziyon ekranlarına, bilgisayar başlarından, küçüle küçüle akıllı telefonlarla birlikte ceplerimize kadar girmiştir. Bu dönüşüm süreciyle de birlikte medya artık hayatlarımızın her alanına sirayet etmiş durumda.                                                                                         

Kitle iletişim araçları ve medya, aslında dünyayı ve toplumu yansıtan birer araç değildir tam aksine toplumu yeniden üretmeye ve ona yön vermeye çalışan bir araçtır.  Bu durum tek tek medya kuruluşları veya çalışanları ile ilgili de değildir tabii, iktidarların ideolojik yansımalarının kitlelere ulaştırılması ve bu ideolojilerin medya aracılığıyla yeniden üretilmesiyle ilgilidir.

Peki gündelik yaşamımızın her noktasına sirayet etmiş “bu medyada topluma yön verme çalışmaları” “annelik” üzerinden nasıl kendisini gösteriyor biraz da ona bakalım. 

Televizyonda annelik 

Özellikle televizyon dizileri, her dönemin mevcut egemen siyasal ideolojileriyle bakışımlı bir şekilde kurgulanır. Mutlu aile dizileri, mafya dizileri, töre dizileri ve son dönemde en sık karşımıza çıkan özellikle Osmanlı Devleti üzerinden tarih dizileri… Bu paralelliğe dair dönem dönem sayısız örnek verilebilir.  

Peki bu televizyon dizilerinde kadınların rolleri nedir? Kadın karakterler hangi sıfatlar ile nitelendirilir? Cevabımız elbette toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında kadınlara atfedilen özelliklerin ta kendisi olacaktır; masum, saf, duygusal, entrikacı karakterler her zaman kadınlardır. Ve bunların yanında kadınlara biçilen diğer rol iyi-kötü karakter fark etmeksizin anneliktir.

İyi ve kötü iki uca da karakterler bağlamında mutlaka kadınlar yerleştirilmektedir.

Bazı diziler vardır ki oralarda “evin annesi” yoktur. Bu gibi durumlarda ise karşımız çıkan şey evdeki en büyük kadının annelik rolünü sürdürmesidir. Çocuğu olan olmayan tüm kadınlardan annelik “görevini” yerine getirmesi beklenmektedir. Ve dizilerde, filmlerde, medyanın her türlü kanalında bu “görev” kadınlara hatırlatılmakta ve benimsetilmeye çalışılmaktadır.

Yine bu dizilerde en son varılan mutlu son, tüm şiddete, tacize, aşağılanmalara rağmen “sevenlerin” birbirine kavuşması ve mutlu çocuklu bir aile daha kurulmasıdır. Tıpkı masalların sonunda erilen murad ve çıkılan kerevette olduğu gibi…

Anne karakterlere biraz daha yakından bakmak gerekiyor. İlk özelliğimiz çocukları için her türlü fedakârlığı yapabilmek ve her türlü cefaya katlanabilmek olmalıdır. İyi veya kötü, yoksul veya zengin tüm anne karakterlerinde bu neredeyse ortaktır.  Bir diğer özellik olarak sayabileceğimiz şey, sevgi, şefkat ve bağışlama olacaktır. Bu sevgi ile sanki elinde sihirli değnek varmış gibi her şeyi “yoluna koyması” beklenir annenin.

Televizyonlarda öne çıkan bir başka program kuşağı, doğrudan sabah programı, kadın programı diye de isimlendirilen hafta içleri yayınlanan projelerdir. Evdeki erkek işte, çocuklar okuldayken izlenir bu programlar, o yüzden hafta içidir. Ve içeriği nasıl “daha iyi anne, daha iyi ev kadını” olunur konusunda ipuçları vermektir.

Evde pişirilmesi gereken sağlıklı yemeklerden tutalım da çocuğun gelişim sürecinin nasıl destekleneceğine, mutlu bir yuvanın nasıl “idare edileceğine”  kadar, “bilinçli, nitelikli” anneler, kadınlar yetiştirilmek istenmektedir.

Bir de tersinden özellikle son yıllarda popülerleşen kadınlar arası rekabet yaratmaya ve oradan beslenmeye çalışan programlar var. “Gelin-kaynana” programları, yemekler ve çeyizler üzerinden kim daha iyi yarışmaları, kazanılmaya çalışılan altınlar… Kadınlara yüklenen “iyi olma zorunluluğu” ile katılım sağlanan bu yarışmalarda aslında toplumsal cinsiyet rollerinin nasıl yüke dönüştüğünü görmekteyiz.

Buraya kadar bahsettiğimiz üzere televizyonlarda işlenen anne ve kadın karakterler hiç de tesadüf değil, aksine yine televizyon karşısındaki kadınlara “yol göstermeyi” amaçlamakta. Aile kurumunun medya aracılığıyla desteklenmesi ve “makbul aile”nin televizyonlarda izletilmesiyle kitlelerde etki yaratılması istenmekte.

Magazinde annelik

Bir de hafta sonu kuşağında magazinlere bakacak olursak; programlar, internet siteleri, dergiler ve artık en önemlisi Instagram olmak üzere haber yayma kanalları artmış durumda.

Oyuncusundan şarkıcısına mankenine kadar ekranlarda, gözler önünde olan herkes, popüler kültürün de etkisiyle kitleleri etkileyeme hatta belki etki alanlarıyla birlikte yönlendirmeye çalışmakta.

Yazımızın konusu üzerinden kadın ünlülerin annelik konusunda nasıl gündeme geldiğini ele alalım.

Dönemsel güzellik normlarının da etkisiyle, hamilelik süreçlerinde alınan kilolar ve hamilelik sonrasında verilen veya verilemeyen kilolar kadın ünlülerin en çok gündeme geldiği konudur.

Çocuklara tutulan dadılar, verilen eğitimler, annelikle birlikte kariyere nasıl devam edileceği yine gündem konularıdır.

Bir kadın anne olduktan olduktan sonra işi, eğitimi, sınıfı fark etmeksizin tüm yaşamını anneliğe göre yeniden dizayn etmesi beklenmektedir. Annelik ve kadınlık artık birbiriyle örtüşmekte, birbirini tamamlamaktadır. Magazin programları ise ekranlarda, gözler önünde olan “ünlülerin bile” bu dizayn sürecini nasıl geliştirdiklerini göstermekte.

Söz konusu ünlüler tabi ki kadınlardır, mesleğine ara veren de kadındır, hayatını çocuğuna göre dizayn etmesi beklenen de. Babaların gündeme gelmesi yaptıkları “sevecen” bir sosyal medya paylaşımından öteye gitmemekte ve kimse babalardan hayatlarını değiştirmesini beklememektedir.

Bir de yazısız bir kuralmışcasına yeni anne olmuş ünlülerin bebek bezi reklamlarında oynamaları vardır…

Reklam demişken…

Reklamlarda annelik

Yine medyanın büyük bir bölümünü kaplayan reklamlara bakmak ayrıca önemlidir. Çünkü burada da kadınlık ve anneliğin birbirinin yerine geçirilen şeyler oluğu görülmekte.

Reklamlarda deterjan gibi temizlik ürünleri başta olmak üzere, kahvaltılıklar, akşam yemekleri, abur cuburlar ve bu gibi tüm ürünlerin pazarlanması, bir annenin onaylaması ve önermesi üzerinden şekillenmekte. Bu onaylama ve önermenin temeli ise annenin, çocuğunun ve ailesinin sağlığı için en iyisini bilmesine, en iyisini seçmesine dayandırılmakta.

Bu alanda patriyarkanın kadını annelik görevine sıkıştırmış olmasıyla birlikte ona eklenmiş olan kapitalist pazarlama tekniklerinin yine kadınlar ve anneler üzerinden planlanması öne çıkmakta.

Tabi patriyarkal kapitalizm kadınların taleplerini tamamen görmezden gelemiyor, bu talepleri görmek zorunda kaldığı durumlarda ise kıvrak hamlelere başvuruyor. Biraz yukarıda deterjanlardan, yemeklerden bahsetmiştik ama artık kadınları araba reklamlarında da görebiliyoruz. Bu araba reklamında kadının hangi rolle o direksiyonda olduğuna bakıldığında, genel olarak arabada öne çıkarılmak istenen özelliklerin güvenlik ve konfor olduğu görülebilir. Anne olarak kadın da arka koltukta oturan küçük çocuğunun güvenliğini ve konforunu bu arabada yakalamıştır vs.

Kısacası annelik üzerinden kadınlara atfedilen roller ve görevler, tamamen ürün pazarlama amacıyla tasarlanan reklamlarda araç haline getirilerek kullanılmaktadır.

Başka bir medya

Bin yıllardır varlığını sürdüren patriyarka, kapitalizmle kurduğu ilişkiyi şimdi kapitalizmin geliştirdiği araçlarla da kurarak sürdürmeye devam etmektedir. Bu ilişki sonucunda medya kadınlık ve annelik rollerini yeniden üretmenin, toplumsal cinsiyet rollerini ve kutsal aile kurumunu korumanın ve derinleştirmenin araçlarından birisi haline gelmiştir.

Fakat bunun karşısında alternatif medya imkanlarını da medya araçları içerisinde toplumsal cinsiyet rollerini reddeden kadınları da görmezden gelmemeliyiz.

Medya çok ciddi bir toplumsal kitleye hitap ederken sadece iktidarlar için değil aynı zamanda bizlerin mücadelesi için de çok önemlidir. Bu noktada alternatiflerimizi güçlendirmeli sesimizi, sözümüzü bu araçları da kullanarak yaygınlaştırmalıyız.

Dolayısıyla da dayatılan tüm bu kadınlık/annelik rollerine ve görevlerine meydan okuyarak, patriyarka ile kol kola işleyen kapitalizmin mücadelemizi kendisi lehine içermesine müsaade etmemek bizim elimizdedir. Bunun bu yazı bağlamında ortaya koyduğu mücadele alanı da medyadır, bütün anlamlarıyla ana akım medyanın karşısında durarak kendi gücümüzü sürekli kılabilir, birbirimizden güç alabiliriz.