Editörden

Göçmek Ya Da Kalmak

Bu sayımızda istedik ki göçmek ve kalmayı, kadınların penceresinden konuşalım. Göçmen kadınlar, göçemeyen kadınlar, kalmak zorunda olanlar, kalsa da gitse de bir türlü işte yerimdeyim diyemeyenler, çağın göç dalgasının içinde çırpınıp duranlar, boğulanlar, bir küçük hava kabarcığı sayesinde hayatta kalabilenler… 

Kışın ortasında göçmek ve kalmaktan bahsetmek ne zor…  Hele de bu uzun süren göç mevsiminin, çağımızın içinden. 

Kapitalizm gibi her şeyi kökünden söküp yerine kendi suretinden bir meta yerleştiren sistemin aynı zamanda bir göç sistemi olduğunu söylesek galiba yanlış olmaz. Her şeyi göçerten, sürekli bir hareketi ve ilerlemeyi dayatan, kalıcılığa savaş açan, kalmakla bir derdi olan koca bir sistem… En geniş anlamıyla “evimizi” içerden kemiren, bizi sürekli olarak çeşitli göçmelere ya da kalmalara zorlayan bir sistem.

Bu sayımızda istedik ki göçmek ve kalmayı, kadınların penceresinden konuşalım. Göçmen kadınlar, göçemeyen kadınlar, kalmak zorunda olanlar, kalsa da gitse de bir türlü işte yerimdeyim diyemeyenler, çağın göç dalgasının içinde çırpınıp duranlar, boğulanlar, bir küçük hava kabarcığı sayesinde hayatta kalabilenler… 

İnsanlık on binlerce yıldır hep göçüyor, evet, doğru. Ama yüz yılımızı özel kılan bir sürü etken var. Geçmiştekinden çok farklı göçme sebepleri var: Savaş, açlık, eğitim, düşünce, iş, iklim… 

Bu göç kervanının en acı etkilerini de kadınlar yaşıyordu, yaşıyor, biliyoruz. Her bir yükü kadınlar taşıyor o yollarda: Kendilerini taşıyorlar, çocuklarını taşıyorlar, evlerini taşıyorlar, hatıralarını ve dillerini taşıyor, tarihlerini taşıyorlar.  Kadınlar asla tek başlarına göç edemiyorlar, edemiyoruz işte. İçimizin çekmecelerini tıka basa doldurup öyle çıkıyoruz yollara. Yollarda biriktiriyoruz, bazen biriktirdiklerimizi taşıyamıyoruz, şöyle bir otursak da bohçamızdakileri karşılıklı dökünsek diyoruz, bizimkine benzer yurtlar, diller arıyoruz.

Göçmekle kalmak arasında kalınca, kalmalarımızı da yanımıza alıp göçüyoruz. Bir yurt arıyoruz. 

İşte bu yollarda karşılaşıyoruz kadınlarla, başka kadınların hikâyeleriyle, dilleri ve şarkılarıyla, yemekleriyle… Yollarda kadınlarla karşılaştıkça yerleşikleşiyoruz. Geldiğimiz yerdeki kadınlarla dayanıştıkça, seslerimiz birbirini buldukça kavuşuyoruz yurdumuza.

Göç yollarında türlü türlü şiddete;  yolda ve sınırlarda, kamplarda tacize ve tecavüze maruz bırakılan, geldiği ülkede en ucuz emek gücünü oluşturan, fuhuşa zorlanan, her türlü baskı, şiddet ve ayrımcılığa uğratılıp susması beklenen kadınlar… Birlikte yaşadığımız, yaşamı paylaştığımız kız kardeşlerimiz. Onlara hiç uzak değiliz değil mi? Hepimiz bir yerin göçmeniyiz, bir yerin “misafiri”, “gidicisi”… 

Bunların hepsini düşündük bu sayımızda. Bir sürü yerden bir sürü sesi çekip aldık, şuralara bıraktık. Bu tekinsiz, karanlık, soğuk “göç çağı”nda yolumuzu açan feminist mücadele ve kadın dayanışmasının altını çizdik tekrar; kadın kadının yurdudur da dedik, hepimiz yoldayız yol arkadaşlarımız tüm kadınlar da dedik.