Cadı Kazanı

İktidarın Şiddet Politikaları: Bireysel Silahlanma

Suç oranlarının her geçen yıl daha da arttığı gerçekliği karşısında, sayısal verilerle de Türkiye’de çoğunluğu ruhsatsız 25 milyon silah bulunduğu, şiddet vakalarının son 4 yılda yüzde 69 arttığı, genel olarak işlenen suçların çoğunda silah kullanıldığı, internetten silah satışlarının arttığı bir gerçeklikte silahsızlanmaya yönelik tek bir önlem dahi alınmıyor.

Ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkındaki yönetmelikte 19. kez değişikliğe gidildi. 11 Eylül’de Resmî Gazete’de yayınlanmasıyla yürürlüğe giren düzenlemede silah ruhsatı alabilecek meslek grupları arttırılarak bireysel silahlanmanın önü daha da açılmış oldu.

Cumhurbaşkanlığına bağlı kurum ve kuruluş yöneticileri, Olağanüstü Hal işlemleri inceleme Komisyonu başkan ve üyeleri, Büyükşehir Belediye, İl Özel İdare Genel Sekreterleri, Uzman erbaşlar, gümrük muhafaza ve infaz koruma memurları, müteahhitler, mimarlar, mühendisler gibi meslek grupları düzenlemeye ruhsat alabilecekler olarak dahil edildi. Ruhsat alabileceklerin kapsamı genişletilerek bireysel silahlanmaya karşı herhangi bir önlem veya bir denetleme mekanizması oluşturulmadığı gösterilmiş oldu.

Düzenlemede dikkat çeken ve bir o kadar da tehlikeli husus da ‘’ateşli silahlarla işlenen suçlardan mahkûm olanların infazın üzerinden 5 yıl geçtikten sonra ya da belirlenecek idari para cezasını ödedikten sonra ruhsat alabilecekler’’ şeklindeki maddesi. Daha önce sakıncalı bulunan “Hiçbir şekilde ruhsat verilemez” şeklinde tanımlanan bu kişiler artık sakıncalı bulunmuyor olacak ki ruhsat alabilecekler kapsamına alınmışlardır.

İktidar kurumsallaştırmaya çalıştığı rejimin inşasında sıkıştıkça başvurduğu toplumu kutuplaştırma ve şiddeti meşrulaştırma yöntemlerine her gün bir yenisini ekliyor. Suç oranlarının her geçen yıl daha da arttığı gerçekliği karşısında, sayısal verilerle de Türkiye’de çoğunluğu ruhsatsız 25 milyon silah bulunduğu, şiddet vakalarının son 4 yılda yüzde 69 arttığı, genel olarak işlenen suçların çoğunda silah kullanıldığı, internetten silah satışlarının arttığı bir gerçeklikte silahsızlanmaya yönelik tek bir önlem dahi alınmıyor. Bir kez daha iktidarın kadın düşmanı politikaları da gözler önüne serilmiş oluyor.

Kadınlara Yönelik Şiddet Yok Sayılıyor

Her gün en az üç kadının erkekler tarafından öldürüldüğü, cinayetlerinin %40-45’inin silahla gerçekleştirdiğini biliyoruz. Söz konusu düzenlemeye yeni olarak ‘’6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair kanun kapsamında hakkında tedbir kararı alınan kişi, tedbir süresince ruhsat işlemleri askıya alınacak’’ şeklinde eklenen madde başta olumlu gibi görünse de düzenlemenin tamamına bakıldığında kadınlar açısından tehlikenin daha da büyüdüğünü görebiliyoruz.

Düzenlemenin genelinde ruhsat alabileceklerin kapsamı genişletilip bireysel silahlanmanın önü açılırken, silah alanlar hakkında herhangi bir denetim mekanizması bulunmazken, bu maddenin göstermelik olarak mı eklendiği sorusu akıllarımıza takılıyor(!)

Öncelikle 6284 sayılı kanunda bu düzenleme yer aldığı halde uygulanması bakımından birçok sıkıntı yaşanıyor. Kanunda, hakkında tedbir kararı alınan kimsenin silahı varsa teslim edilmesi talep edilebiliyor ve kovuşturma boyunca emanette bırakılabiliyor. Ancak bu anlamda çok az karar olduğu da bir diğer gerçek. Yine silahın sadece tedbir süresince emanette tutulmasının sakıncalarını görmek gerekiyor. Birincisi ; 6284’ün etkin uygulanmadığı koşullarda kadınların tedbir alma süreleri ve tedbir almadaki sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda  silahların kadınlara yöneltilmesinin engellenmediğidir. İkincisi ise soruşturma sürecinde verilen takipsizlik kararları, kovuşturma sonunda verilen iyi hal indirimleri, cezasızlık, hukuksuzluk ve aflarla elini kolunu sallayarak dışarda dolaşan faillerin eril yargı kararlarından aldıkları cesaretle kadınlar için tehdit oluşturmaya devam etmesidir. Durum böyleyken iktidarın bu düzenlemede de yine kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin üstünden atladığı, görmezden geldiği bir kez daha karşımıza çıkıyor.

Kadınlar ‘’Şiddetin Olduğu Yerde Öz Savunma Haktır’’ Seslerini Yükseltiyor

Kendilerine yönelen saldırıyı bertaraf etmek zorunda kalan, öz savunma uygulayan kadınları hatırlatmak isterim; Melek İpek, Çilem Doğan, Nevin Yıldırım, Gülşen Bilgi , Fikriye Özbek ve adını yazamadığım birçok kadın var. Kadınların çoğu uzaklaştırma tedbir kararı olmasına rağmen etkin denetim olmadığından, yükümlülüklerini yerine getirmeyen kolluk kuvvetlerince yanlış yönlendirmelerle evlerine geri gönderildiğinden o silahlar kadınlara yönelmeye devam ediyor. Kanunda ‘’meşru müdafaa’’ hakkı tanımlanmış olsa da kendilerine yönelen saldırıyı engellemek isteyen kadınlar kendilerini fail durumunda bulabiliyor. Kadınlar kendi yaşamlarını savunmak için karşı karşıya kaldıkları bu durumda da yalnızlaştırılmak isteniyor. Kanunun ruhu çarpıtılarak suçlu algısı yaratılmaya çalışılsa da kadınları o noktaya getiren durumlar bütünsel bir şekilde değerlendirildiğinde gerçekten öz savunmanın bir hak olduğunu görebiliyoruz.

Elbette öz savunma sadece fiziksel olarak kendini savunmaktan ibaret değil; diğer yandan kadınların yaşadıklarının bilincine varması, hakları, hayatları ve özgürlükleri için mücadele etmeleri, örgütlenmeleri ve tüm bu şiddet sarmalının karşısında durdukları her an bir öz savunmadır.

İktidarın, şiddetin önünü açan kadın düşmanı tüm politikalarının karşısına her an hayatlarını ve haklarını savunan kadınlar dikiliveriyor. Kadınların direnişi, kadının kurtuluşu ve özgürlüğü için yol açmaya devam edecektir.