Cadı Kazanı

Kampüsler de Bizim Sokaklar da

Üniversiteli kadınlar ekonomik kriz koşullarında çifte sömürüye maruz kalıyor. Çalışma alanlarında cinsiyetçilik, mobbing ve taciz genç kadınların en çok yaşadığı sorunlar. Genç kadınlar için mezun olduktan sonraki dönem belirsizliklerle dolu. Mezunların atanamadığı, iş bulamadığı bu zamanlarda genç kadınlar için okul sonrasında işaret edilen çıkış, evlilik oluyor.

Yeni bir dönemin içerisindeyiz. Bu yeni dönem sadece pandemiyle açıklanamaz elbette.

Dünya çapında yaşanılan kapitalizmin yapısal krizleri ve bu krizlerle mücadele süreci “yeni dönemin” içeriğini anlatıyor bizlere…

Patriyarkal kapitalist düzen, tüm iktidarlara bu krizlerden çıkmak için bir saldırı alanı olarak kadın emeğini ve bedenini işaret ediyor. Dünya çapında kadınlar şiddet, yoksulluk, cinayetler kıskacına alınmak isteniyor.

Pandemiden bugüne

Pandemi sebebiyle yüz yüze eğitime ara verilmesiyle yaklaşık iki sene boyunca dersler online işlendi, öğrenciler okullarından uzakta kaldı. Bu sadece sıradan bir evde olma hali demek değil aynı zamanda biz genç kadınlar için özel alana sıkışmak, ev içerisindeki emek sömürüsüne dahil olmak, ucuz iş gücü olarak çalışmaya başlamak, okuldan uzaklaşmak, hatta birçoğumuz için okulu bırakmak demek oluyordu.

Pandemi öncesi kapalı kapılar ardında yaşanan cinsiyetçilik, taciz ve mobbing canlı dersler ile birlikte açıkça ortaya saçılmış oldu. Kamerasını, mikrofonunu açık unuttuğu için kadın öğrencileri taciz eden, nasıl taciz ettiğini pişkince anlatan hocalara şahit olmuş olduk. Veya profil fotoğrafında “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” çerçevesi olduğu için öğrenciyi dersten atan tacizci, kadın düşmanı hocaların akademide nasıl da yer ettiğini görmek açısından kısmen daha şeffaf bir süreç olarak geçirdik uzaktan eğitim sürecini.

Diğer taraftan kadın mücadelesine yönelik saldırılar hız kesmeden devam ettirilmek istendi. İstanbul Sözleşmesi kadını şiddetten koruyan uluslararası bir sözleşme iken “Aile değerlerimize uygun değil.” denilerek yoğun saldırılara maruz kaldı. Bir savunma ve saldırı alanı olarak İstanbul Sözlemesi mücadelesi sürerken Erdoğan, “Biz kararımızı verdik , bu iş de böylece bitmiştir.” açıklamasıyla bir gece vakti, tek bir imza ile Türkiye’nin sözleşmeden çekildiğini duyurdu.

Kadınların mücadelesi “Biz bitti demeden bitmez!” diyerek sürüyor. Bu mücadele 1 Temmuz günü barikatları yıkan, “İstanbul Sözleşmesi yeniden imzalanacak, 6284 sayılı kanun uygulanacak!” diyen kadınların gücünün ve iradesinin ta kendisidir.

Kadın üniversiteleri projesi 2022 “Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”nda yeniden yerini aldı. Projenin ilk duyurulmasından bu yana karşı çıktığımız kadın üniversitelerini AKP kurmakta ısrarcı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirecek, kadınları kamusal alandan uzaklaştıracak olan bu projeye daha güçlü ve örgütlü bir biçimde “Hayır!” denilmesi gerekiyor.

Genç kadınlar ve yoksulluk

Ekonomik kriz her gün derinleşiyor. Türkiye ekonomisi ve Türk Lirası gün geçtikçe değer kaybediyor. Pahalılık, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı gündelik yaşamı yaşanılamaz hale getirdi. Halk en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor.

Öğrenciler okurken çalışmak zorunda, KYK bursları ve kredileri bir öğrencinin geçimini sağlamasına yetmiyor. Üniversite öğrencileri bir yandan geçinmeye çalışırken bir yandan ise gün gün borçlanıyor ve yoksullaşıyor.

Üniversiteli kadınlar ekonomik kriz koşullarında çifte sömürüye maruz kalıyor. Çalışma alanlarında cinsiyetçilik, mobbing ve taciz genç kadınların en çok yaşadığı sorunlar. Genç kadınlar için mezun olduktan sonraki dönem belirsizliklerle dolu. Mezunların atanamadığı, iş bulamadığı bu zamanlarda genç kadınlar için okul sonrasında işaret edilen çıkış, evlilik oluyor.

Her 10 üniversite mezunundan en az 4’ü işsiz kalırken, genç kadınlar, tanımlı işsizlik oranları içinde en yüksek değeri oluşturuyor. Ve genç kadın işsizliği her raporda kendi rekorunu kırıyor.

Ne işsizlik ve yoksulluk ne de bir çıkış kapısı olarak evlilik! Genç kadınlar olarak kendi hayatlarımızı ellerimize alacağız!

Demokratik üniversite istiyoruz

Eğitim ve eğitim kurumları tarih boyunca iktidarların kendi ideolojilerini okuttukları, öğrettikleri ve devam ettirdikleri araçlar olarak kullanılmıştır. Baskı, zor ve denetim üniversitelerde polis, özel güvenlik ve cezalarla kendisini var etmiştir.

Özellikle üniversiteler üzerinde tamamen bir baskı aracı olması için kurulan YÖK, antidemokratik tüm politikaların üniversitelerde uygulayıcısı olmuştur. YÖK’ün doğrudan hedef aldığı alanlardan birisi de üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi ve dersleri olmuştur.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine savaş açılması, “Cinsel Tacizi Önleme Birimleri”nin kayyum rektörlerce işlevsiz hale getirilmesi, kadın ve LGBTİ+ topluluklarının kapatılması ve kadın üniversitelerinin kurulmak istenmesi; kadın düşmanlığının ve kadınlara yönelik saldırıların üniversitelere yansımalarından sadece birkaçıdır.

Bu düşmanlık ve saldırılar, iktidarın her alanda kadınlara yönelttiği saldırılardan ayrı okunamaz. Her toplumsal harekette kadınlar nasıl en öndeyse; genç kadınlar da her hareketliliğin içinde olmaya devam ederken öncüsü olmaya da adaydır.

Diğer bir baskı ve saldırı alanı olarak yurtlar genç kadınların, “devlet babaya” emanet edilme yerlerine dönüşmüştür. Kadın ve erkek öğrenci yurtlarındaki uygulamalar yine cinsiyetçi kodlarda çok farklılık göstermekte. Kadın öğrencilerin yurt içerisindeki giydiği kıyafetler bile kısıtlanmak ve denetlenmek isteniyorken, kurallara uymayan öğrenciler için bir de aileye şikayet mekanizması uygulanmakta.

Ayrıca yurt kapasiteleri mevcut öğrenci nüfusunu karşılamıyor, KYK yurdu çıkmayan öğrenciler fahiş fiyatlı özel yurtlara ve tarikat yurtlarına mecbur bırakılıyor. Yurtlarda yaşanılan temel sorunlardan bir diğeri ise yemekhanelerde yaşanıyor. Sağlıksız, niteliksiz ve pahalı yemeklerle öğrencilerin sağlıkı ve ücretsiz beslenme haklarına bir ket de buradan vuruluyor.

Biz genç kadınlar; cinsiyetçi olmayan kampüsler ve yurtlar talebimizde, mücadelemizde ısrarcıyız. Her üniversitede CİTÖB’ler kurulana, toplumsal cinsiyet eşitliği dersleri zorunlu hale getirilene ve şiddetsiz, güvenli kampüsler, yurtlar kurulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Pandemi döneminde evlerde biriken öfke ve enerjinin şimdi kampüslerle buluştuğunu görüyoruz. Kadınların kendilerini güvende hissetmediği, şiddet ve cinayet tehdidiyle hayatlarını sürdürdüğü ve bunun karşısında örgütlenme çağrısının karşılıksız kalmadığı bir süreçteyiz. Kadınların haklarını ve yaşamlarını güvence altına alan yasalara yönelik saldırılar, hayatlarımıza yönelik tehditler ve yükselen kadın mücadelesi, kadınlara örgütlü mücadelenin önemini ve gücünü gündelik pratikler içinde her gün kanıtlıyor.

Tüm bu örgütlülük ve güçlülük içerisinde genç kadınların ayrıca kendi gündemlerini yaratması, üniversitelerde feminist mücadeleyi güçlendirmesi ve örgütlemesi de önümüzde büyük bir sorumluluk olarak duruyor.