Dosya

“Nisbeten Sessiz ama Verimli Kadın İnkılabı”ndan Bugüne

Feminerva’nın “Dün, bugün ve yarın diren-dik-yoruz-eceğiz” başlığındaki bu sayısında ben de “dünden” Osmanlı kadın hareketinin, ağırlıklı olarak da Müslüman-Türk feministlerinin kullandıkları dil ve mücadele biçimlerine değinmeye çalışacağım.

90’lı yılların başından beri, yaşadığımız toplumun yüz yıl öncesinde, hak ve özgürlük arayan kadınlar, feminist belleğimize dahil oluyor ve farklı biçimlerde mücadele etmiş bu kadınları tanıya tanıya yürüyoruz. Bu geçmiş bilgisini, erkek egemenliğiyle mücadelenin iniş çıkışlarını, değişen ya da değişmeyen dinamiklerini değerlendirmek üzere kullanıyoruz, bir yandan da feminist çevremize geçmişten birçok kadın ekleniyor. Kimi, süren araştırmalar ve yorumlarla gün geçtikçe belirginleşen, kimi siluet halinde olsa bile birkaç cümlesini okuyunca ortak karşı çıkışın sıcaklığını hissettiğimiz portreler bunlar… Hayatın zenginliği içinde kimin, neyin kadınlara ilham ve güç vereceği, yeni sorular sorduracağı da bir o kadar çeşitli. Bazen yüzyıl öncesinden Osmanlı kadın hareketinden kadınların sesleri, solukları da olabiliyor bunlardan biri. Feminerva’nın “Dün, bugün ve yarın diren-dik-yoruz-eceğiz” başlığındaki bu sayısında ben de “dünden” Osmanlı kadın hareketinin, ağırlıklı olarak da Müslüman-Türk feministlerinin kullandıkları dil ve mücadele biçimlerine değinmeye çalışacağım.

Biliyoruz ki Osmanlı modernleşmesi sürecinde, 19. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak kamusal alana çıkmaları kendi içlerinde ayrı bir tartışma yaratan Müslüman kadınlar da, diğer dinî ve etnik aitlikleri tanımlı gruplardan kadınlar da toplumsal yaşamın öznesi olmak istediler. Üst ve orta sınıftan, eğitim olanağı bulmuş bu kadınlar, 1. dalga feminizminin neredeyse bütün taleplerini kendi özgül koşullarında dile getirdiler. Eğitim haklarının savunulması ve geliştirilmesi, aile içindeki hukuklarının iyileştirilmesi, yaşama alanlarının genişletilmesi, ev dışında çalışma yaşamına katılmaları1, eş seçiminde söz hakkı, kadını ikinci cins gören zihniyetin değiştirilmesi konularında sabırla yazılar yazdılar, konuşmalar yaptılar.2 Yeni gelişen ve Meşrutiyet’le yükselen basını ve özel olarak kadına yönelik yayınları etkili biçimde kullandılar. Erkek aydınlar, toplumun “ilerlemesi” bağlamında “kadın meselesi”ni tartışırken, özneler olarak sözlerini dolaysız, aracısız ilettiler.

Yardım kuruluşlarından başlayıp çeşitli amaçlarla derneklerde bir araya gelerek toplumsal yaşamdaki var oluş alanlarını genişlettiler. Şimdiye kadarki araştırmalardan Ermeni, Rum, Yahudi, Türk, Çerkes, Kürt kadınlarının kurduğu dernekler olduğunu biliyoruz.3 Aralarında muhacirlere, yetimlere, yoksul kadınlara yardım eden çok sayıda dernek, bunlardan kız çocukları ve kadınların eğitimiyle ilgili olanlar, kadınların istihdama katılmasını amaçlayanlar var. Doğrudan kadın haklarını savunan Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti gibi bir dernek de var. Kadınlar Dünyası adlı dergilerinde farklı kesimlerden, farklı görüşlerdeki kadınların yazılarına, mektuplarına yer veren, Müslüman kadınlar için öncü eylemleriyle önemli bir dernek. Avrupalı üyeleri de olan kadınların taleplerini kamuoyunun gündemine getirmekten vazgeçmeyen bu derneği öne çıkardım. Ancak şunu da belirtmeliyim bazı araştırmacılar, özellikle bu dönemde, kadın örgütlerinin hayırsever örgütler ve kadın hakları için mücadele edenler şeklinde ayrılmasının yanıltıcı olacağına dikkat çekiyorlar. Nazan Maksudyan, geç Osmanlı döneminde “kadınların siyasi, feminist, dinî ve hayırsever gündemlerinin birbirinden bağımsız olarak düşünülmeyeceğini”4 belirtiyor. Yaprak Zihnioğlu da bu örgütlerdeki kadınların, bir araya gelme amaçlarına paralel olarak, kadın hakları için çalıştıklarını, toplumu kamusal alandaki varoluşlarına alıştırdıklarını ifade ediyor.5

Müslüman Osmanlı kadınlarının, içinde yaşadıkları dönemin ve toplumsal sınırlılıkların bilincinde, ama istemekten vazgeçmeyen, “özne” olma talebini içselleştirmiş, kararlı bir dilleri var. Kendi yaşamlarından yola çıkmaları, ataerkilliğe işaret eden saptamalar yapmalarını, durumlarını en başta kendilerine açıklayan bir söz oluşturmalarını sağlıyor. Bu süreçte yeni bir kadınlık tanımı yapmış oluyorlar. Bunları dile getirirken taleplerini toplumun gelişmesiyle ilişkilendirmeleri, ölçülü bir dil kullanmaları ortak bir tutum olarak görülüyor. Ama bu ölçülü ve toplumsal sorumluluğu öne çıkaran bakışın, yanı başında “hayat hakkı” isteklerini (eğitim görmek, meslek sahibi olmak, toplumsal yaşamda yer almak, bilimsel çalışma yapmak, ikinci cins görülmemek…) duymamak mümkün değil. İslamiyet içinde yaşamanın kendilerine farklı koşullar getirdiğinin altını çizerken, taleplerini dinî çerçeveden çıkmadan savunmak konusunda çok zorlanmadıklarını söyleyebiliriz. Örtünmeyi de çokkarılılığı da tartışmanın yollarını buluyorlar ve gündeme getiriyorlar. Örneğin, 1917’de erkeklerin ikinci eşle evlenmesinin, ilk eşin rızasına bağlayan Aile Kararnamesi’nin yürürlükte kalmasını takip ediyorlar. Erkeğin kadını kolayca boşama hakkını kesinlikle kabul etmiyorlar.6 Bazen önlerine getirilen dinî hükümlerin erkek bakışıyla değiştirildiğini öne sürüyor, bir süre sonra biraz daha sekülerleşen bir dille “zamanın icabatı” açıklamalarına başvuruyorlar. Yolun çok başında olduklarını düşünseler, süreç içinde çeşitli hayal kırıklıkları yaşasalar da “kadınlık inkılabı”, “feminizm cereyanı” çağında olduklarına inanan kadınların geleceğe dair umutları büyük. Beyaz Konferansların hatibesi Fatma Nesibe Hanım’ın sözleri bu umudu yansıtıyor:

Evet, hanımlar, emin olun biz böyle kalmayacağız. (…)

Dünyanın her köşesine dikkat ediniz, bir inkılabın bedâyetinde [başlangıcında] bulunuyoruz. Emin olunuz, bu inkılap, bir erkek ihtilali gibi kanlı ve vahşi olmayacak. Bilakis nezih ve nisbeten sessiz, lakin mutlaka semeredâr [verimli] olacak; buna itikat ediniz, hanımlar!”7

Sınırların bilincinde olmalarının bir göstergesi olarak Müslüman kadınların yazılarında, bazı konularda “vakti gelince”, “şimdilik” gibi ifadeler dikkat çeker. Ebru Aykut, kadınlar ve erkeklerin yazılarındaki “şimdilik”in anlam farkına dikkat çekip kadınların tavrındaki stratejiye şöyle işaret ediyor: “Kadınların dili, ulaşılması o an ihtimal dahilinde olan haklar karşılığında, erişilmesi şimdilik mümkün olmayan haklardan zamanı gelinceye kadar feragat edileceğini bildiren bir dildi. Talebini vazgeçiş üzerinden ifade ederek meşrulaştıran bu dil, aynı zamanda ‘ataerkil pazarlık’ın diliydi (Kandiyoti, 1988).” 8

Taleplerini iyi anne, iyi eş olmayı dışlamadan öne süren, “toplum yararına” vurgusunu öne çıkararak talepte bulunan kadınlar, yalnızca kadınlık “hukuk”unu düşündüklerinde, kadınlık yaşantılarının duygularıyla konuştuklarında çoğu zaman görülen “itidal” (ölçülülük) yerini başka bir dile bırakabiliyor.

1. Dünya savaşı sırasında kadınlar çöpçülükten memurluğa kadar çeşitli işlerde, cepheye giden erkeklerin yerine çalışıyorlar. Savaş sonrası işlerini erkeklere bırakmak durumunda kalmalarını eleştiriyorlar. Feride Mağmum’un ilk cümlesi bugünkü sloganları hatırlatır cinsten. “Artık ne maziden, ne ananeden, ne de taassuptan korkmuyoruz. Mücâhede [savaşım] yolunda her şeye göğüs gerecek ve tahammül edeceğiz. Ellerinde süpürge kürek sabahtan akşama kadar sokak süpüren hemşirelerimizin hakir ve süfli [aşağı] görünen sa’ylara [işlere] yarın değilse bile şüphesiz öbür gün şehremaneti [belediye başkanlığı] makamına bir kadın emîn [başkan], dahiliye nazırı [dışişleri bakanlığı] makamına bir müdebbir [akıllı] hanım gelecektir ve bu muhakkak olacaktır.9

Aziz Haydar Hanım, üyesi olduğu Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan derneği adına, Feride Yaver Hanım’ın Posta ve Telgraf Nezareti tarafından pul satış memurluğuna kabul edilmesini tebrike gidiyor. Bu ziyareti ve Müslüman kadınlar adına duyduğu sevinci anlatan yazısına şu cümleyi ekliyor: “Evet şimdiye kadar ezildik, ezildik, ezildik ve bu ezildiğimizin başlıca sebebi de hep maişetimizin yalnız erkekler tarafından temin olunmasıdır. Eğer biz de çalışmış olsak eğer biz de kazansak o zaman bu kadar âciz olmayız.”10

Yazarak, konferanslar vererek, kişisel olanaklarını seferber ederek (Adını vermeyen P. B.’nin ailesinin konağında 200 kadar kadını ağırlayıp Beyaz Konferanslar adı altında Hatibe Fatma Nesibe Hanım’ın konferans vermesini sağlaması, Aziz Haydar Hanım’ın mücevherlerini ana mektebi açılması için vermesi…), kendi koşullarında önemi olan öncülükleri üstlenerek (Kadınlar Dünyası dergisinde, Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyetinin üyelerinin yüzü açık fotoğraflarının yayınlanması, telefon idaresindeki iş başvurularına engeller çıkarılan kadınları desteklemek ve sonuç almak gibi.) çok çeşitli eylemlerde bulunuyorlar.

20. yüzyıl başında tüm kadınlar, özellikle de Müslüman kadınlar kent içinde daha çok yolculuk yapmaya, mahallelerinin dışında ortak alanlarda bulunmaya başlıyorlar. İstanbul’da önemli kamusal alanlar haline gelen vapur, tramvay ve tren gibi yolculuk mekânları farklı etnik, dinî gruplardan kadınların karşılaşma yerleri oluyor. Müslüman kadınların vapurlarda hapse tıkılırcasına bir yere kapatılmamasını, onlar için de açık, ışıklı yerler ayrılmasını isteyen yazı yazmak, 1914’te darülfünunda (üniversite) kadınlara serbest derslere katılma hakkı verildiğinde “hukuk-ı nisvan” dersinin saatlerinin kadınlar için daha uygun saate alınmasını gündem konusu yapmak, hayatın her alanına kadın bakış açısıyla bakıp müdahale etmenin yalnızca birkaç örneği.

Burada anmadığım çokça kadın adının, hikâyenin, iz bırakan yazının biriktiği Osmanlı kadın hareketi içinde, Müslüman-Türk feministlerinin mücadele biçimleri ve kullandıkları dile kısaca değinmeye çalıştım. Osmanlı kadın hareketinin, ilgilenmeye değer çeşitli boyutları ve kadın deneyimleri var. İmparatorlukların çözüldüğü, büyük savaşların yaşandığı, milliyetçiliklerin yükseldiği, feminizmlerin ulus devlet inşası içine ya da etnik-dini kimliklerin var olma mücadelesine taşındığı ve biçimlendiği bir dönem. Bugün yaşadıklarımız üzerine geçmiş bilgisiyle birlikte düşünmek gerçekten ufuk açıcı. O nedenle bu deneyimler yanı başımızda yürüyor olmamız çok anlamlı.

1 19. yüzyıl Osmanlısında kadınlar sanayi işçisi olarak çalışıyordu. Büyük şehirler dışındaki tarıma dayalı ekonomide kadınların rolü büyüktü elbette. Burada talep edilen, özellikle orta sınıftan şehirli kadınların memurluk yapmalarının, çeşitli meslekleri edinmelerinin meşru görülmesi ve kadınların ekonomik bağımsızlığının yolunun açılması.

2 Tarih sırasıyla kadınların yazılarının yer aldığı yayınlardan yalnızca bir bölümü: Rumca Kipseli (1842), Ermenice Gitar (1862), Türkçe Şükûfezar (1886), Hanımlara Mahsus Gazete (1895-1908), Kadın (Selanik, 1908), Kadınlar Dünyası (1913 kesintilerle 1921), Ermenice Hay Gin (1919-1933), Türk Kadını (1919)…

3 Çok sayıda dernekten amaçlarının çeşitliliğini göstermek için bazılarıyla ilgili notlar düşerek aşağıdaki örnekleri verebilirim. Ermeni kadınların, kız çocuklarının eğitimine yönelik uzun süreli örgütlenmeler olarak dikkat çeken, Okulsever Kadınlar Cemiyeti (1879), Milletperver Ermeni Kadınlar Cemiyeti (1879), bu iki dernek 1918’den sonra tümüyle Ermeni yetimlerine yöneliyor. Beyoğlu Musevi Kadınlar Cemiyet-i Hayriyesi (1892), Rum Cemiyet-i Hayriyesi (1887), yoksul hamile kadınlara ve çocuklarına yardım amacıyla kurulan ancak evlilik dışı doğan çocuklar ve hamileliklerini gizlemek isteyen kadınlar için de koruyucu olmaya çalışan bir dernek. (Maksudyan, 2010) Şefkat-i Nisvan (1898) kadın hakları ve diğer siyasi konularda makaleleri, romanları olan Fatma Aliye Hanım’ın kardeşi Emine Semiye tarafından Selanik’te kuruldu. Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği 1913’te Balkan Harbi sonrasında gelen muhacirlere, kimsesiz kadın ve çocuklara yardım amacı ve kadınlara iş alanları açılması amacıyla kurulmuştu. Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti (1919), Kürt Kadınları Teali Cemiyeti (1919)…

4 “On Dokuzuncu Yüzyılda Osmanlı Kadın Örgütleri ve Siyasi Eylemlilik”, Nazan Maksudyan, İstanbul Kadın Kadın İstanbul Proje Kitabı içinde (Yay. Haz. Fatma Türe), 2010, s.45

5 “10 Şubat 1958, Kadınlık Cereyanı ve Nezihe Muhittin”, Yaprak Zihnioğlu, 2022, Çatlak Zemin / Tarihimizden, https://catlakzemin.com/notlar-kadinlik-cereyani-ve-nezihe-muhiddin/

6 “İnsaf edelim bir erkeğin (düşünmeden) veya sarhoşluğunda karısına “seni talak ettim” demesiyle bütün bir hayat için tanzim edilmiş ailenin derhal muzmahil [dağılması] ve perişan olması hangi akıl ve mantığa sığar? (…) Bilmem bu müthiş içtimai derdimizi inkâra kimse cüret edebiliyor mu? Herkesin fikrini yazabilmeye başladığı devr-i Meşrutiyet’ten beri bu derde çare-sâz olmak için çok şeyler yazıldı, söylendi. Halide Edip Hanımefendi bu meseleyi müteaddid defalar mevzubahis eyledi. Bizde adedi pek kalîl [az] olan ciddi feministlerden birkaçı talakın ancak mahkeme-i şer’iyye huzurunda ve esas-ı makule ve makbule serdiyle [makul ve geçerli esasların söylenmesi yoluyla] icra edilebilmesi hakkında bir kanun talep ettiler. Sokaklara atılan kadın ve çocukların hukukunu muhafaza için müessir [etkili] tedâbir [tedbirler] istediler.”

“Talak”, Nimet Cemil, Kadınlar Dünyası 142 (9 Mayıs 1330 /22 Mayıs 1914 ): 4-5.

7 “Beyaz Konferans 1”, P. B., Kadın (İst.) 14 (7 Kânunusani 1327/20 Ocak 1912): 13-19.

8 İfratla Tefrit Arasında Müslüman Osmanlı Kadınları ve Feminizm, Ebru Aykut, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Feminizm içinde (Feryal Saygılıgil, Nacide Berber), 2020, s.66.

9 “Dün ve Bugün”, Feride Mağmum, Kadınlar Dünyası 194-2 (8 Kânunusani 1921): 2-3.

10 “Kadınlığın Yeni Bir Hatvesi Daha”, Aziz Haydar, Kadınlar Dünyası 152 (19 Temmuz 1330/1 Ağustos 1914): 4.

Kaynakça

Aykut, Ebru. “İfratla Tefrit Arasında Müslüman Osmanlı Kadınları ve Feminizm.”

Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Feminizm, cilt 10, yay. haz. Feryal Saygılıgil, Nacide Berber, İletişim Yayınları: İstanbul, 2020.

Aziz Haydar “Kadınlığın Yeni Bir Hatvesi Daha”, Kadınlar Dünyası 152 (19 Temmuz

1330/1 Ağustos 1914): 4.

Çakır, Serpil. Osmanlı Kadın Hareketi. İstanbul: Metis Yayınları, 2010 (İlk baskı 1994)

Demirdirek, Aynur. Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Bir Hikâyesi. Ankara: Ayizi Yayınları, 2011 (İlk baskı, İmge Kitabevi, 1993)

Ekmekçioğlu, Lerna ve Bilal, Melisa. Bir Adalet Feryadı. Osmanlı’dan Türkiye’ye Beş

Ermeni Feminist Yazar 1862-1933. İstanbul: Aras Yayıncılık, 2006.

Feride Mağmum “Dün ve Bugün”, Kadınlar Dünyası 194-2 (8 Kânunusani 1921): 2-3.

Maksudyan, Nazan. “On Dokuzuncu Yüzyılda Osmanlı Kadın Örgütleri ve Siyasi

Eylemlilik” İstanbul Kadın Kadın İstanbul Proje Kitabı, yay. haz. Fatma Türe, Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı: İstanbul: 2010.

P. B.“Beyaz Konferans 1”, Kadın (İst.) 14 (7 Kânunusani 1327/20 Ocak 1912): 13-19.

Zihnioğlu, Yaprak. “10 Şubat 1958, Kadınlık Cereyanı ve Nezihe Muhittin”, 2022,

Çatlak Zemin / Tarihimizden, erişim t. 26.04.2022 https://catlakzemin.com/notlar-kadinlik-cereyani-ve-nezihe-muhiddin/