Dosya

İktidarın Şiddet Yasası

Kravata, takım elbiseye indirim yok derken yerine pişmanlık göstergesi şeklinde yepyeni bir takdiri indirim nedenimiz daha oldu. Erkek fail biraz ağlasın, pişmanım desin biraz da rol yapsın diye yol göstermekten öteye geçmeyen bir ek madde… Erkeklerin “namusuma, erkekliğime laf etti” gibi bahanelerle kendilerini savunduklarında verilen haksız tahrik indirimine bir düzenleme gelmedikçe çözüm olmayacak.

Kadına karşı şiddet ve sağlıkta şiddetle mücadele kapsamında yapılması öngörülen değişiklik hakkındaki kanun teklifi 16 Mart’ta adalet komisyonunda kabul edilmişti. Çeşitli muhalefet grupları bu düzenlemeye ilişkin çekince ve şerhlerini düşerken elbette bu göstermelik yasal düzenlemeye ilişkin kadın hareketi de şerhini düştü. Ancak tüm bunları görmezden gelen iktidar bloğu bu tartışmalara rağmen 12 Mayıs 2022’de yasa teklifini meclisten geçirdi ve bir kez daha asıl amacının gerçekten kadına yönelik şiddetle mücadele olmadığını göstermiş oldu.

İstanbul Sözleşmesi’nin tek adamın kararı ile fesih girişiminin üzerinden bir yıl geçti. İktidarın bugüne dek yürüttüğü kadın düşmanı politikaları ve sağlıkta neoliberal politika ve söylemleriyle geldiğimiz durumda hiç payı yokmuşçasına, bu işin çözümcüsüymüş gibi müjdeyle duyurdukları torba yasadan kadına yönelik şiddetin kesin ve somut bir çözüm çıkmayacağını, AKP’nin iktidarı boyunca sıkıştıkça attığı hamleleri iki yüzlü siyasetinden iyi biliyoruz.

Sadece son bir yıla yani İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme girişiminden itibaren iktidarla geçirdiğimiz bir yıla baktığımızda; kadınların kazanılmış haklara yönelik artan saldırılar, 5. Ve 6. Yargı paketlerinde yapılan düzenlemelere kadının bir kez daha mağdur edilmesi , kadının tehlikede olma durumunun gözetilmediği yine medeni kanunda yapılacak değişikliklerle boşanma davalarında zorunlu arabuluculuk ve nafaka hakkını sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemeler, artan kadın cinayetleri, LGBT+ lara yönelik nefret söylemi, çocuk istismar vakalarının üstünün kapatılması, yoksulluk, 25 Kasım’da, 8 Mart’ta kadınlara yöneltilen çıplak devlet şiddeti, kıyafetlerimizden, dekoltemizden hedef göstermelere, kadın sanatçıların konser iptallerine, makbul kadın dayatmasıyla rejimi kurumsallaştırma emelinden başka ne gördük bu iktidardan.

İktidar koalisyonunun fıtratında kadına yönelik şiddete çözüm yok!

İktidarın kadına yönelik şiddet konusunda karnesi belli. Dillerinden düşürmedikleri fıtrat meselesiyle her defasında kadın erkek eşitliğine inanmadıklarını vurgulayan, kamusal alandan özel olana ayrımcılığı, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden yeniden üreten iktidarın kalıcı ve somut bir çözüm sunmasını da bekleyemezdik. Çözüm olmaktan öte sorunu cezaya indirgeyerek sorunun asıl kaynağı göz ardı ediliyor, erkek şiddetinin üstü kapatılıyor. Elbette bu göz ardı halinin tesadüfi değil iktidarın bilinçli bir politikası sonucu olduğunu biliyoruz. Ancak kadın hareketinin kapsayıcılığı ve artan etki alanına göz kapayamayacağı ve kendi tabanını konsolide etmeye çalışırken bu meselenin üstünden atlayamayacağı hususunun da kadın hareketinin gücü ile bağlantılı olduğunu görmek gerek. Varlığını sürdürmeye çalışan iktidarın kurumsallaştırmaya çalıştığı muhafazakar rejimin inşasında sıklıkla rastladığımız hamlelerden biri olarak yine kendilerini bu işin çözümcüsü olarak sunduğu bu düzenleme göz boyamaktan, ortaya çıkan tepkiyi sönümlendirmeye çalışmaktan başka bir şey değil.

İktidarın, muhafazakar aile,makbul kadın emelinin TCK’da ceza arttırımına yönelik düzenlemede “eşe ya da boşanmış eşe karşı işlenmesi halinde” ifadeleriyle de yansımsı pekala şaşırtmadı. Şiddete uğrama ihtimali olan tüm kadınları kapsayan ve kadına yönelik şiddet faili evli olsun ya da olmasın partner, abi, baba veya hiç tanınmayan kişilerden olabilirken İstanbul Sözleşmesi’nin aksine çözümü yine aile içi, kadınlar için düşünmüş olan iktidarın görmezden geldiği bu maddeler uygulamada oldukça sakıncalı durumlar yaratmaya açık olan ilk taslak gelen tepkiler üzerine “kadınlara karşı işlenmesi halinde’’ şeklinde düzenlenmiş oldu. Kadınları aile içine hapsetmeye çalışan zihniyetin bir yansıması olan düzenleme kadını evli olduğu erkek tarafından uygulanan şiddet karşısında konumlandırılmaya çalışılması kabul edilemez.

Peki yasal düzenleme bize ne diyor?

Ceza kanununa ilişkin bu düzenleme baştan sorunlu bir tablo çiziyor. Özetle bazı suçlarda; “kadına karşı işlendiği takdirde …’’ şeklinde bir düzenlemeyle cezaların alt sınırı biraz daha yukarı çekiliyor .

Peki bazı suçlarda cezanın alt sınırının altı aydan dokuz aya çıkarılması ne işe yarayacak? Mevcut infaz yasasında zaten 1 yılın altında kalan cezaların neredeyse yatarı yok. İnfaz yasasında bir düzenleme yapılmadıkça bu ceza arttırımının ne bir çözümü ne de caydırıcılığı olacaktır. Üstelik tam da bugünlerde pandemiye dair tüm önlemler kaldırıldığı halde denetimli serbestlik süresi pandemi nedeniyle 1 yıl daha uzatıldı. Pandemi başlarında getirilen bu düzenlemeyi hatırlayalım birçok kadına yönelik şiddet faili cezaevlerinden çıkmış ve kadınlar için yeniden tehdit oluşturmasına ilişkin bir önlem alınmamıştı.

İyi hal, kravat indirimi diye medya ağzı söylemiyle bundan sonra kravat giymeye vs. indirim gelmeyecek deniliyor ama önce düzeltelim bu maddenin adı takdiri indirim yani hakimin tüm dava süreci boyunca gözlemlediği olayın oluş biçimi vs durumları kapsıyor. Peki toplumsal cinsiyet eşitliğinin içselleştirilmediği, patriyarkanın tüm kurumlara sirayet ettiği ve asıl meselenin yasa uygulayıcılarında olduğunu bildiğimiz halde toplumsal cinsiyet eşitliği söyleminden imtina eden bu iktidarla bu işin çözülmeyeceği açık.

Kravata, takım elbiseye indirim yok derken yerine pişmanlık göstergesi şeklinde yepyeni bir takdiri indirim nedenimiz daha oldu. Erkek fail biraz ağlasın, pişmanım desin biraz da rol yapsın diye yol göstermekten öteye geçmeyen bir ek madde… Erkeklerin “namusuma, erkekliğime laf etti” gibi bahanelerle kendilerini savunduklarında verilen haksız tahrik indirimine bir düzenleme gelmedikçe çözüm olmayacak.

Takdiri indirim nedenleri gerekçeleriyle yazılacak şeklinde bir madde ekleniyor. Zaten maddenin mevcut halinde gerekçeleriyle belirtilecektir hususu yer alıyor. Bu göstermelik maddelerle üstünü kapatmaya çalıştıkları şeyin erkek şiddeti olduğunu biz kadınlar iyi biliyoruz.

Israrlı takibin ayrıca özel bir suç olarak düzenlenmesi yıllardır talebimizdi ancak bu düzenlemede yer aldığı haliyle ceza alt sınırı yine yatarı olmayacak şekilde. Israrlı takibin tanımı yeterince açık yapılmayarak yine uygulamada keyfiliğe yer bırakan ve farklı kararlar çıkmasına sebebiyet verilecek nitelikte.

Kadına yönelik erkek şiddeti, toplumsal cinsiyet eşitliği söylemlerini kullanmaktan imtina eden zihniyetin ürünü bu düzenlemede kadının güçsüz konumda gösterilmesi, yasal uygulamalarda ikilik yaratacak, birbirinden farklı kararların çıkma olasılığıyla yaşanacak muğlaklıkla kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin bir çözüm sunmuyor.

Kadına yönelik şiddetin neden kaynaklandığının veya şiddetin tanımının yapılmadığı bir yasal düzenlemede neyin, nasıl, neye çözüm olacağı da haliyle yok.

Düzenlemenin tek bir yerinde bile 6284. sayılı kanundan bahsedilmediği, etkin uygulanması konusunda tek bir sözün olmadığı, bu kanunun etkin uygulanması yerine yok sayıldığı da gözümüzden kaçmasın.

Kadına yönelik şiddeti tanımlayan, kaynağının toplumsal cinsiyet eşitliğinin olduğunu söyleyerek taraf devletlere bütüncül politikalar yapma yükümlülüğü getiren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmekteyken, kadına yönelik şiddetin, tacizin ve daha birçok suçun önlenmesi konusundaki mevcut çözümler hükümet ve erkek egemen yargı tarafından yok sayılırken yeni yeni düzenlemenin çözüm yerine yeni sorunlara yol açacağı açık.

Kadınların iktidarın yalanlarına karşı tavrı net!

Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, kadınların toplum içerisindeki huzuru ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında iktidarda oldukları süreç boyunca kadınların mücadelelerinde yanında olduklarını ifade eden Erdoğan’ın, iktidarı süresince gerek söylemleriyle gerekse icraatlarıyla kadın mücadelesini nasıl baltalamaya çalışıldığını gayet iyi biliyoruz.

8 Mart’ta Taksim’e gitmek isteyen kadınların polis-devlet şiddetiyle engellenmeye çalıştığını gördük. AKP’li siyasetçilerin ”Kadın ile erkek eşit değildir”, “kız mıdır kadın mıdır”, “kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek”, “kadınlar için tek kariyer annelik” gibi söylemleriyle, her yıl 8 Mart’ta ve 25 Kasım’da kadınlara uygulanan polis şiddetiyle, daha önceki yargı paketlerinde gördüğümüz çocuk yaşta evliliklerin önünü açan, cinsel istismarda bulunan faillerin cezalarını hafifleten, kadınların nafaka hakkına göz diken uygulamalarla kadın mücadelesine destek veren bir politikadan ziyade kadın düşmanlığı güden ve kadına yönelik işlenen suçlarda faillere yarar sağlayacak politikalar üretmeye devam eden iktidara söyleyecek sözümüz var. Kadın ve LGBT örgütlerinin, derneklerinin olmadığı erkek devlet eliyle hazırlanan düzenlemeyi kabul etmiyoruz.

Kadın hareketi her zaman olduğundan daha da güçlenerek çıkıyor sokaklara… Haklarına hayatlarına, özgürlüklerine yönelen her saldırının karşısında daha da büyüyor. Bunu 8 Mart’ta direnen geri adım atmayan kadınlarla, İstanbul Sözleşmesininden çekilmenin iptaline ilişkin davaların görüldüğü Danıştay’da mahkeme salonlarını dolduran kadınlarla, “sokakları, meydanları terk etmiyoruz” diyen kadınlarla gördük ve görmeye devam edeceğiz.

İktidarın kadın düşmanı politikalarına ve bu politikaların en somut yansımasını gördüğümüz eril yargıya karşı feminist mücadelemizden ve “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” demekten hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz.