Hakkımızda

Koşarken yazmak da ne ola? Hele bir de koşarken okumak, okutmak?
“Kadınların tarihine bakmak, yeniden savaşmamız gerektiğini anlamak demektir” diyordu bir kitapta. Şimdilerde, bu savaş halinin en yoğun zaman dilimlerinden birinin içinden geçiyoruz.

Bir tarafta palazlanmış bir erkek egemenliği ve onun örgütlü, güçlü kurumları, yapıları; öbür tarafta dayanışmayı güçlendiren, sözleri kuvvetlendirip politikayı derinleştiren, her koşulda sürekli hareket eden, enternasyonal bir zemine sıçramış kadın özgürlük mücadelesi…

Biz tam da yükselen bu kadın isyanının içerisine doğmuş bir dergiyiz. Kadınların sesinin tüm dünyada sokakları sardığı bir ana doğduk. Bu anı ancak yazarak, sokakta ürettiğimizin, gördüğümüzün, karşılaştığımızın sözünü ederek, o sözü deneyimlerle harmanlayıp, eleştirel süzgeçlerden de geçirerek tarihselleştirebilecektik.

Sokaktayız, adeta koşuyoruz evet, ama feminist politikanın ayrılmaz bir parçası da işte bu yazıp çizdiklerimiz olacak, oluyor, biliyoruz. Bu yüzden istiyoruz ki Feminerva, feminist sözün, politikanın örgütlendiği bir mecra olsun.

Evet, dergimiz yola çıkalı epey oldu. 4 yıl kadar bir epey. Bu süreçte altı sayıyı basılı yayın olarak çıkardık. Kimimiz yazdı, kimimiz çizdi, tasarladı, dağıttı, tanıttı. Sayısız kişinin emeğiyle var oldu. Ama Pandemi geldi bizi de vurdu. Uzunca bir ara vermek zorunda kaldık ve dergimizi basamadık. Fakat sözümüz de bitmedi. O halde yeni mecralara yelkenleri açmaktan çekinmeyecektik. Ve işte buradayız.

Sözünü söyleyebileceğin birçok kapı var bu mecrada…

Hemhal var mesela. Kadınlarla karşılıklı oturup – maskeli- halleştiğimiz, ne varsa sorup söylediğimiz ortaya döktüğümüz, ona birlikte baktığımız ve öylece de zenginleştiğimiz bir bölüm.

Cadı Kazanı belki uzaktan baktığınızda karmaşık gelebilir. Yakından bakınca da öyle. Ona ancak daha yakından baktığınızda, erkek egemenliğine karşı yükselen seslerin, örgütlenmelerin, politikanın ne kadar çeşitli, zengin olduğunu görürsünüz. Ev içi emekten eğitime, sanattan sağlığa, tarihten edebiyata, kadınların olduğu her yerden çıkarılan kalemleri okursunuz.

Bellek olmadan olur mu? Hatırlamak en güçlü duruşlardandır. Hele de bütün bir tarihi, erkek egemenliğinin yoğun çabaları ile yok edilmiş kadınlar için hafıza olmazsa olmaz. Toz bezleri her zaman sehpa silmek için değildir değil mi? Biz de öyle düşündük. Ve bu sefer bezlerimizi, tarihin tozunu almak için kullandık.

Dosya, bu koşuda yolun kimi yerlerine çaktığımız direkler gibi. Öyle olsun istedik. O dosyanın konusunda duralım, etrafında dönelim, derinleşelim, çevre çeperden alıp oralara serpelim, kadın özgürlük mücadelesinin temel tartışmalarına bir ışık da oradan tutalım diye yaptık bu bölümü.

Benim Feminizmim hakikaten senin feminizmin, bizim de. Nasıl tanıştık feminizmle, yolumuz nerede kesişti, nelerle çarpıştık bu yolda… İstedik ki kendi mücadele tarihimiz orada da dursun. Bu büyük haritadaki yollarımızı hep birlikte görelim.

Heybe dedik biz. Siz ister çekmece deyin ister sandık. Feminist sandık. Dantel falan da çıkar belki içinden; hikayeler de öneriler de danslar ya da kitaplar da. 

İşte bu yolculuğa, istediği herhangi bir bölümde yazarak yanımızda olabilecek binlerce kadın için çıktık. Söyleyecek sözü olanlar için, söyleyecek sözümüz olduğu için…

Künye

Editörler: Meral Çınar, Hatice Göz, Gözde Çelik, Tuğba Kara, Dilan İpek

İkon Çizimleri: Meriç Atalar

Site Tasarım: Midori Koçak